Hiçbir zaman hiç kimseye pes etmedik biz

Ya özgürlük, ya ölümdür seçeneğimiz

Hakarete uğrayan bu yaşlı adam Hacı Murat'ın amcasıydı. Hamzat'ın hazinedarı dükkandan çıkınca, bu adam büyük teessürle yeğenleri Osman'la, Hacı Murat'a dönerek:

-"Lanet olsun sizin gibi erkeklere!" diye haykırmış. Hamzat iki süt kardeşinizi ve analarını öldürdü de o mazlum kanları almaya cesaret edemediniz. Şimdi de ihtiyar amcanızı gözünüzün önünde tahkir ettikleri halde kılınız bile kıpırdamıyor!" diye acı acı sitem etti.

Kafkas adetlerine göre, asilzadeler erkek çocuklarını milli ve askeri bir terbiye almaları için cesur ve kahraman bir aileye teslim ederler ve yetişip mükemmel bir delikanlı olunca bu çocuklar ailelerine dönerler. Hamzat'ın öldürdüğü Avar hanının ortanca oğlu Umma da bu suretle böyle bir Avar ailesinin terbiyesine verilmiş ve o ailenin çocukları olan Osman ve Hacı Murat'la adet veçhile süt kardeş olmuşlardı.

Bu kardeşliğe göre Dağıstan'da şiddetle hüküm süren kan davası annesine uyarak gerek Bahu Bike'nin gerekse oğullarının intikamlarını almak vazifesi Osman'la Hacı Murat'a düşüyordu. Bu kan ve şeref borcunu yerine getirmek için gözleyip duran bu kardeşler ve han taraftarları için bu hadise barut fıçısının içine sıkılmış bir kurşun tesiri yapmış ve fitneyi koparmıştı.

Dükkanda bulunanlar ve Hamzad'ın hazinedarından hakaret görenler acı acı birbirlerine bakıştılar. Çok tehlikeli ve kanlı bir teşebbüse girişmek için herkes başkasının iman ve cesaret derecesini anlamak istiyordu. Terazinin bir gözünde şeref ve intikam borcu, bir kefesinde, müthiş bir ölüm tehlikesi duruyordu. Dişler birbirine kenetlenmiş, ortalığı derin bir ölüm sessizliği doldurmuştu. Elleri kamalarında herkes yere bakıyor ve müthiş bir şey düşünüyordu. İhtilali başından vurmaya kasteden ve en tehlikeli bir işi tasarlayan bu dilini ve nefesini kaybetmiş küçük suikast grubunun uzayan sükutunu bir kartal yavrusu ihlal etmişti. Yeni kanatlanan bu yurtıcı mahluk yavrusu, herkesin kırk besmele ile ağzına almaktan korktuğu ismi besmelesiz tekrarlıyor, kılıcının önünde en sarp başları titreten müthiş diktatöre pervasızca meydan okuyordu. " Hamzad'ı ben öldürdüm " diye haykırdı.

Bu, şöhreti dünyaları tutacak olan ve gerilla denilen büyük çaplı çetecilik sanatını dünyanın en asil ve cesur şövalyelerine parmak ısırtacak bir kemale ulaştıracak meşhur Hacı Murat'tı.

İlk kumandayı hakaret gören ve kana susayan intikam kafilesinin en küçüğü vermişti. Hacı Murat'ın cüretli sözü, dilini ve yüreğini kaybedenlerin vicdanlarına çıldırtıcı bir kırbaç gibi şaklamış, eller bir anda kılıçların kabzalarına giderek küçük Hacı Murat'ın büyük sözü mukaddes bir yemin gibi bütün kilitlenen ağızlarda tekrarlanmıştı: " Hamzat'ı öldüreceğiz ".

Tertibat mükemmeldi. Tasavvur müthişti. Hamzat'ın bizzat söylediği gibi, o gün ölüm melaikesinin eli tutulsa bile Hacı Murat'la, Osman'ın kılıcı işinden geri durmayacak ve imam her halde ölecekti.

Cuma namazı vakti yaklaşıyordu. Acıklı bir sala sesi Huzahı çınlatırken Hamzat'ın naipleri son bir gayret ve endişe ile imamın yanına girip yaklaşan tehlikeyi bir daha hatırlattılar. Ecele, Allah'a iman ettiği kadar inanan ve kendini tamamıyla kaderin kollarına teslim eden Hamzat bu adamların telaşına hayret ediyor ve en küçük bir ihtiyat tedbiri almayı imanına ve yiğitliğine bir türlü yediremiyordu. Dostlarının endişesini görünce, onları tatmin etmek için yalnız şu küçük tedbiri almalarına müsaade edilebileceğini bildirdi ve: " Mademki ısrar ediyorsunuz, o halde emir veriniz, camiye herkes burkasız " yamçısız " olarak girip namazlarını öyle kılsınlar " dedi.

Bu emir derhal her tarafa bildirildi ve hak burkalarını sırtlarından atarak akın camiye gelmeğe başladılar. Hamzat Bey, etrafında naiplerinden ve muhafızlarından on kişi bulunduğu halde camiye geldi. Bu, tavanı basık ve loş bir cami idi. Son cemaat mahfelinde oturanların selamlarını büyük bir tevazu ile iade ettikten sonra mihraba doğru yürüdü. İmamlık yerine varıp namaza duracağı sırada bulunduğu yerin yanı başında diz çökmüş ve kendisine doğru ürkek ürkek bakmakta olan birkaç kişi görmüştü. Bunların hepsi, verilen emre muhalif olarak camiye sırtlarındaki burkalarıyla gelmişlerdi. Emirlerine karşı en küçük bir ihmali asla affetmeyen ve cezasız bırakmayan celadetli başbuğ, bu adamların üzerine yürüyerek: " Size verilen emri duymadınız mı? Namaza burka ile gelinmeyecek denildiği halde neden dinlemediniz " demeye kalmadan Hacı Murat'ın ağabeyi Osman derhal yerinden fırlayıp kahpe ve riyakar bir eda ile arkadaşlarına dönmüş: " Mübarek imamımız namaz kılmak için ta yanımıza kadar gelmeye tenezzül buyurmuş da siz hala yerlerinizde oturmaya utanmıyor musunuz? " diye acı acı tekdir etmeye başlamıştı.

Osman, bu sözlerle Hamzat Beyi oyalarken, bütün arkadaşları, güya, imama tazim ve hürmet gösteriyorlarmış gibi hep birden ayağa kalkmışlardı. Tam bu sırada imama bir yılan gibi ayaklarının dibine sürünerek sokulan Osman, birden bire ve arkadan tabancasına asılarak Hamzat Bey'in göğsüne boşaltmış ve arkadan oracığa çöreklenen bütün hıyanet yılanlarını mazlum imamın üzerine üşüştürmüşlerdi. Hamzat'ın birçok kurşun ve kılıç yaralarıyla delik deşik olan cesedi hemen oracığa, halıların üstüne cansız yığılıvermişti.

İlk hıyanet kurşununu sıkan Osman, kılıcıyla Hamzat'ın ayak ucuna cansız düşürülmüşse de Hacı Murat'la arkadaşları ortalığa dehşet saçarak cemaatin içine dalmışlar ve dışarıda uyuyan eski han taraftarları da bundan cesaret alarak müritleri ve imamın sadık muhafızlarını baştan aşağı kılıştan geçirmişlerdir.

Milli ihtilali başından vuran bu hıyanet ve intikam şebekesi en temiz ve kahraman kanlara girdiği halde bir türlü kan içmeye doyamıyor ve ihtilali kökünden kurutmaya çalışıyordu. Bu sırada, Hamzat Bey'e bu fesadı tam vaktinde haber veren uyanık ve tedbirli zat, katliamdan kurtularak kuleye gizlenmeğe muvaffak olmuştu. Fakat bütün Avul halkı asilere iltihak ettiği için, yeri derhal haber verilmiş ve saklandığı kulenin içinde gaza bulanarak diri diri yakılmıştı.