Hunzan'da bu kanlı hadise cereyan ederken Şeyh Şamil başka taraflarda ve Ruslarla yaptığı bin bir savaştan biriyle meşguldü. Ve muhakkak ki bu büyük cinayeti kim bilir ne vakitten beri tasarlayıp duran o hainler, maksatlarına ermek için Şamil'in Munzahta bulunmadığı böyle bir zamanı beklemişlerdi. Şamil, hadiseyi haber alır almaz bütün kuvvetiyle yıldırım gibi Hunzaha yürümüş ve fitneyi kanda boğduktan ve ihtilali selamete çıkardıktan sonra Hotsat Avuluna yetişerek orada muhafaza edilen imama ait hazineyi kurtarmış ve asileri çil yavrusu gibi dağıtmıştı. Hacı Murat, bu hıyanetinin mükafatı olarak Çarın ve generallerin büyük takdirlerini kazanmış ve Tiflis'te parlak bir kabule değer rütbe, nişan ve bol para ile gözleri kamaştırılmıştı. Kafkasya'nın hürriyet ve istiklali uğruna kaldırılan şanlı millet ihtilali Hamzat'ın şahadetiyle muhterem imamını ve kahraman reisini bir kere daha kaybetmiş oluyordu. Fakat bu sefer en parlak zaferlerin doğum sancılarını çeken büyük millet ihtilali, yıllardan beri hasretle beklediği büyük ve eşsiz zafer ve gaza arslanı Şamil'in başbuğ ve imamlığıyla büyük sırrına eriyor ve bahtiyar oluyordu.
Hamzat'ın mazlum cesedi toprağa inerken Şamil'in tam bir çeyrek asır, zaferden zafere koşacak şanlı mücadele bayrağı bütün Kafkasların dumanlı ve efkarlı dağlarına müjdeli gölgelerini salmıştı. Şamil, kendisini bekleyen şeref ve mesuliyetin büyük yükünü ve müthiş ağırlığını layıkıyla takdir ediyor, beşer kudretinin kaldıramayacağı nispetsiz bir istiklal harbini zafere ulaştırmanın ne kadar sarp olacağını çok iyi biliyordu. Hamzat'ın ölümü ile sahipsiz kalan İmamlık postuna, başbuğluk makamına bütün Dağıstan ve Çeçenistan icma-ı ümmet halinde Şamil'i layık görüyor, omuzlarında kırk şanlı vatan muharebesinin korkunç yaralarını ve hatıralarını taşıyan büyük naipler ona reyleriyle beraber sadakat ve iman dolu kalplerini, başlarını ve hayatlarını nezrediyorlardı.
Şamil Kafkasyanın mukadderatına kudretli elini uzatırken, çok ihtiyatlı ve tereddütlü görünüyordu Naibler Meclisi kendisine imamlığı ısrarla tevcih ettikçe o, bu yüce mesuliyet makamına kahraman naiblerden birini tavsiye ediyor, ve milletin fedakar bir ferdi sıfatıyla ikinci planda kalmayı tercih ettiğini söylüyordu. Şamil'in bu asil tevazuu karşısında halk sabırsızlanıyor ve naibleri titizlendikçe titizleniyordu.
Kafkasya'nın ilahi rüyalarında yüzen Rus Çarı Birinci Nikola'nın tatlı rüyasını ebedi bir hüsranla sıçratacak olan müthiş hadise Şamil'in iki dudağı arasında duruyordu. O, evet dediği anda dağların mukadderatı değişecek, dağlıların aksi giden talihleri yenilecek, Çarın şampanyası zehir olacak ve Kafkasya istila ordularına tam yirmi beş yıl gömülmekle dolmayan bir mezar kesilecekti. Şamil, kaderin dizginlerini eline almadan evvel, yapılacak mücadelenin ne kadar çetin, uzun ve çileli olacağını dağlılara haber vermek için tek bir şart ileri sürmüş: İmamlığı kabul ederim. Yalnız bir şartla" demişti. Millet şarta değil, ölüme razıydı. Hep bir ağızdan kabul diye haykırdılar. Şamil; kılıcı kadar keskin, bakışları kadar tatlı, imanı kadar sıcak hitabetine başvurarak : "Çar ordularına karşı yapılacak bu yeni mücadele şimdiye kadar yapılan savaşlara benzemeyeceğini, kabile ve bakı muharebeleri değil, Çarın zengin ve teçhizatlı orduları gibi cesim kıtalar teşkil ederek, harp fenninin bütün icaplarına göre hazırlanarak kati zafere kadar çarpışacağını" bildirdi.
Harbi sanat ve ölümü eğlence tanıyan kartal sürülerinin şarttan ve tehditten pervaları mı olurdu? Şamili dinleyenlerin harp iştahları kabardıkça kabarıyor, kükrer gibi:
-"Kabul, kabul! Sen ne dersen, her ne dilersen kabul!" diye haykırıyorlar; önümüze babamızın mezarı çıksa, son hürriyetimiz kafir elinde rehin kalsa yine yine senin arkandan ayrılmayacağız" diye en yiğit sözlerle ant içiyorlardı. Nihayet Şamil, o mühim ve tek şartını bildirmişti: -"Son derece şiddetli hareket edeceğim. Buna tahammül edeceğinizi ve asla şikayet etmeyeceğinizi vaat eder misiniz?" Naipler Meclisi geniş bir nefes almışlar, Şamilin ileri sürdüğü şartın her dağlı tarafından canla başla kabul edilemeyecek bir şey olmadığını görerek Alah'a şükretmişlerdi.
Tam bu esnada pek garip bir tesadüf neticesi olarak muhafızlardan biri telaşla meclise gelerek köyler arasında öteden beri sürüp giden gündelik bir mer'a kavgasını haber vermişti. Bir avlun sürüleri komşu avulun hudutlarını tecavüz ederek zorla komşu mer'asına sokulmuştu.
Bu gündelik vaka mürşidin nazarında pek mühim bir hak ve adalet davasıydı. Şamil, hem icraatında adaletin yüce mevkiini göstermek hem de peşinen haber verdiği "şiddet"in ilk misalini vermek için, metecaviz sürü ile sahipleri hakkında derhal şu emri verdi: -"Vurun!" Adaletin çok keskin kılıcı, haksız başları hemen düşürmüş ve Şamil imamlık ve başbuğluk kılıcını bu küçük haksızlık vakasında biledikten sonra en büyük haksızların enselerine ve en günahkar ve azametli mahlukların taçlı başlarına kaldırmış ve cihanın beğendiği büyük ve muhteşem şehnamesini kayda başlamıştı.