Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943), Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde hukuk reformlarının mimarlarından biri olan hukukçu, siyasetçi ve devlet adamıdır. 1892'de Osmanlı İmparatorluğu'nun Aydın vilayetine bağlı Kuşadası'nda doğmuş, 21 Aralık 1943'te İstanbul'da beyin kanaması sonucu 51 yaşında vefat etmiştir. İzmir'in Selçuk ilçesine defnedilmiştir.
İzmir İdadisi'nde iki yıl okuduktan sonra 1911'de İstanbul Hukuk Mektebi'nden mezun oldu. Yükseköğrenimine İsviçre'de Lozan ve Fribourg üniversitelerinde devam etti; doktora tezini Osmanlı kapitülasyonları üzerine hazırladı. Bu eğitim, onun ileride Türk hukukunun bağımsızlaşması yönündeki çalışmalarına zemin hazırladı.
1920'den itibaren yedi dönem boyunca TBMM'de İzmir milletvekili olarak görev yaptı; Anayasa ve Dışişleri komisyonlarında bulundu. İktisat Vekili (1922-1923) ve Adliye Vekili (1924-1930) olarak kabinelerde yer aldı. Adalet Bakanlığı döneminde Türk hukuku köklü biçimde modernize edildi: 1926'da Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve usul kanunları gibi temel yasal düzenlemeler kabul edildi.
Bozkurt, Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda görülen ünlü Bozkurt-Lotus davasında Türkiye'yi temsil etti; bu dava, Türkiye'nin kapitülasyon dönemi hukukundan modern ve egemen bir yargı düzenine geçişinin simgesi olarak görülür. 1925'te Ankara Hukuk Mektebi'nin kurulmasında etkin rol aldı ve Ankara Üniversitesi'nin hukuk ile siyasal bilgiler fakültelerinde anayasa ve devletler hukuku profesörü olarak ders verdi.
Kemalist ideolojiyle özdeşleşmiş bir Türk milliyetçisi aydını olan Bozkurt, milliyetçilik, hukuk ve Atatürk inkılabı üzerine çok sayıda eser kaleme aldı; bunlar arasında 'Masonlar Dinleyiniz!' (1932) ve 'Atatürk İhtilali' (1940) bulunur. 1934 Soyadı Kanunu'nun uygulanmasında ve 1935'te mason localarının kapatılmasında rol oynadı; İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.
1930'da Ödemiş'te yaptığı, Türk unsurunun üstünlüğünü vurgulayan ve etnik Türk olmayanların ancak hizmetkâr olabileceğini ileri süren konuşması tartışma yaratmış; kendisi sonradan bu sözlerin yabancıları değil, Türk olmayan bir milliyet iddiasında bulunanları hedef aldığını belirtmiştir. Mirası günümüzde çift yönlü değerlendirilir: Türk hukukunun modernleşmesine yaptığı katkılar takdir edilirken, erken cumhuriyet döneminin asimilasyoncu politikalarını yansıtan milliyetçi görüşleri eleştirel biçimde tartışılmaktadır.
