Enver Paşa (1881, İstanbul - 4 Ağustos 1922, Çeğen köyü, Türkistan), Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminin en etkili ve en tartışmalı askerî-siyasî şahsiyetlerinden biridir. Harbiye Nazırlığı yapmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen isimleri arasında yer almış ve Talat Paşa ile Cemal Paşa'nın yanında imparatorluğun I. Dünya Savaşı'na girdiği yılları yöneten 'üç paşa'dan biri olmuştur. Askerî bir memur ailesinden gelen Enver'in babası nafıa mühendisi Hacı Ahmet Paşa, annesi ise Kırım Tatarı kökenli Ayşe Dilara Hanım'dı. Kardeşleri arasında Nuri (Killigil) Paşa da bulunuyordu.

Eğitimine İstanbul ve Manastır'daki ibtidai okullarında başlayan Enver, Manastır Askerî Rüştiyesi ve İdadisi'nin ardından Harbiye'yi bitirerek kurmay subay yetiştiren Erkân-ı Harbiye Mektebi'ne girmeye hak kazandı. 1902'de kurmay yüzbaşı olarak Üçüncü Ordu'ya katıldı ve Makedonya'da Bulgar, Rum ve Arnavut çetelerine karşı yürütülen harekâtlarda görev aldı. Bu dönemde Selanik merkezli Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne katılarak İttihatçı hareketin genç ve gözü pek önderlerinden biri hâline geldi.

1908'de dağa çıkarak II. Meşrutiyet'in ilanında öncü rol oynadı ve kamuoyunda 'Hürriyet Kahramanı' olarak anıldı. Berlin askerî ataşeliği sırasında Alman ordu teşkilatına duyduğu hayranlık onu Almanya yanlısı bir çizgiye yöneltti. 31 Mart Olayı'nın bastırılmasında, Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda etkin görevler üstlendi; Edirne'nin geri alınmasıyla 'Edirne Fatihi' unvanını kazandı. 1913'teki Bâb-ı Âli Baskını'yla İttihatçıların iktidarını pekiştiren Enver, kısa sürede generalliğe yükseldi ve 1914'te Sultan Mehmed Reşad'ın yeğeni Naciye Sultan ile evlenerek hanedana damat oldu.

Harbiye Nazırı olduktan sonra orduyu Alman modeline göre yeniden yapılandırdı, yaşlı subayları tasfiye etti ve çeşitli reformlara girişti. Almanya ile yapılan gizli ittifak ve Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişi büyük ölçüde onun yönlendirmesiyle gerçekleşti. Başkomutan vekili sıfatıyla bizzat yönettiği Sarıkamış Harekâtı, ağır kış koşulları altında on binlerce askerin donarak hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan büyük bir askerî felakete dönüştü. Savaş yıllarında, Ermeni nüfusun tehcirine ilişkin politikaların oluşmasındaki rolü nedeniyle tarihçiler arasında derin tartışmalara konu olmuştur; bu olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısına dair kaynaklar arasında büyük farklar bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti'nin yenilgisinin ardından Enver, bir Alman denizaltısıyla önce Odessa'ya, oradan Berlin'e geçerek yurt dışına kaçtı. Moskova'da Lenin ve Çiçerin gibi Sovyet yöneticileriyle görüştü, Bakü'deki Doğu Halkları Kurultayı'na katıldı ve bir süre Sovyetlerle iş birliği arayışına girdi. Ancak Sakarya Zaferi'nin ardından Anadolu'daki Millî Mücadele'ye katılma ve bir 'kurtarıcı' olarak öne çıkma umutları sönünce, Orta Asya'daki Bolşevik karşıtı direnişe yönelmeye karar verdi.

Son dönemini Türkistan'daki Basmacı Hareketi içinde geçirdi. 1921 sonunda Tacikistan'da bir karargâh kuran Enver, zaman zaman yerel direniş liderleriyle yaşadığı güven sorunlarına ve Kızıl Ordu'nun ilerleyişine rağmen mücadelesini sürdürdü. 4 Ağustos 1922'de, Kurban Bayramı günü Melkumov komutasındaki Rus birliklerinin düzenlediği baskın sırasında girdiği çatışmada öldürüldü. Önce bulunduğu bölgede defnedilen naaşı, Tacikistan'ın bağımsızlığından sonra bulunarak İstanbul'a getirildi ve 1996'da düzenlenen resmî törenle Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne, Talat Paşa'nın yanına defnedildi.

Fransızca, Almanca, Rusça ve Farsça bilen, portre çizmeye meraklı ve Türk izciliğine önem veren çok yönlü bir kişilik olan Enver Paşa, Osmanlı'nın modernleşme çabalarını ve imparatorluğun kaderini derinden etkilemiştir. Türkçülük ve özellikle Turancılık düşüncesi açısından, Orta Asya Türklüğünü kurtarma idealini silahlı bir mücadeleye dönüştürmesiyle sembolik bir figür hâline gelmiştir. Buna karşılık savaş dönemindeki askerî kararları ve siyasal sorumlulukları, onu Türk tarihinin en çok tartışılan isimlerinden biri yapar; hayatı romanlara, filmlere ve dizilere konu olmayı sürdürmektedir.