1875-1878 Büyük Doğu Buhranında Rumeli ve Makedonya

Türk-Sırp-Karadağ Savaşı durdurulduktan sonra, barışı hazırlamak için diplomatik çalışmalar başladı. İngiltere'nin önerisi üzerine 1856'da Paris Barışı'nı imzalamış olan devletlerin temsilcilerinin katılmasıyla İstanbul'da bir konferansın toplanması kabul edildi. Bu Konferans tarihte İstanbul veya Tersane Konferansı olarak bilinmektedir. 23 Aralık 1876'da Konterans'ta görüşülecek noktalar gündemi tartışılırken dışardan dehşetli bir surette toplar atılmaya başladı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti'nin Dışişleri Bakanı Saffet Paşa hitaben: "Efendiler... Devletimiz'de yürürlükte olması gerekli görünen Anayasa bütün Osmanlı uyruklarının kişisel hürriyetlerini garanti altına aldığından ötürü toplantımız gereksizdir" dedi. Tersane Konferansı'nın başarısızlığından sonra, Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleri tarafından verilecek kararları reddetmesi, kendi "sessiz parçalanmasını" Berlin Kongresi'ne kadar ertelemiş oldu. Fakat Rusya ile savaşın kaçınılmaz olduğunu da iyi biliyor ve bu savaşı karşılamaya hazırlanıyordu. Türk Ordusu savaş için çok iyi hazırlanmıştı. Türk kuvvetleri Silistre ve Rusçuk'u modern savunma hatlarıyla çevrelemişlerdi. Bunun dışında, Türk Ordusu oldukça güçlü bir donanmaya da sahipti. Tarihin kaydettiğine göre Türk donanması İngiltere donanmasından sonra dünyada en güçlüydü ve Karadeniz'e tamamen hâkim durumdaydı. Bu denizi bir Türk Gölü'ne dönüştürmüştü. Türk Ordusu Rus-Sırp-Karadağ ve Romanya ordularına ve binlerce Bulgar ve başka Hristiyan çetecilerine karşı yürütülecek olan savaşa iyi hazırlanmış ve en iyi silâhlarla donatılmış durumda giriyordu. Bu yüzden bütün dünyanın gözleri Türk Ordusu'na dikilmişti. Çünkü, onun, sözü edilen devletlerin ordularını ve özellikle Rus ordularını yenmesi, aslında Avrupa'da durumun değişmesine, saldırgan Panislavizm Hareketi'nin ve Ruslar'ın durdurulmasını etkileyecekti.

1876 Osmanlı Anayasası'nın ilânı Avrupa devletlerinden hiç birisinin işine gelmedi. Kendi devletlerinde bile henüz kurulmamış demokrasi rejiminin Osmanlı Devleti'nde yürürlüğe konulabileceğine ihtimal vermeyen Avrupa devletleri 1876 Osmanlı Anayasası'na "çocuk oyuncağı" dediler. Avrupa devletleri 31 Mart 1877'de Londra'da imzaladıkları bir protokol ile Osmanlı Devleti'ndeki Hristiyanlar'in durumu, Avrupa barışının ve status quo'sunun korunması için uğraşmaya devam edeceklerini bildirdiler. Bâb-ı Âli'nin bu protokolü de iç işlerine karışma sayıp reddetmesi üzerine, Rusya hemen genel seferberlik ilân etti ve 24 Nisan 1877'de Osmanlı Devleti'ne karşı savaşa başladı. Rusya'nın müttefikleri olarak Osmanlı Devleti'ne Karadağ 29 Nisan, Romanya 22 Mayıs, Sırbistan ise 14 Aralık 1877'de savaş ilân ettiler. Böylece Türk orduları Balkan Yarımadası'nda Rus, Romen, Sırp, Karadağ ve Bulgar gönüllülerine ve kuzeydoğu Anadolu'da Kars, Ardahan, Beyazıt ve Batum taraflarında Rus ordularına ve Ermeniler'e karşı savaşmak zorunda kaldılar.

Türk-Rus Savaşı'nın başlamasıyla, Avrupa devletleri tarafsızlıklarını ilân ettiler. Yalnız kalan ve dört devlete karşı iki büyük cephede savaşan şanlı Türk Ordusu düşman ordularını birkaç defa yendi Devleti. Avrupa devletlerinin ikiyüzlülüğü ve bütün Slav ve Hristiyan dünyasının karşısında yalnız kalan Osmanlı devleti savaşı kaybetti ve Rusya ile 31 Ocak 1878'de Edirne Ateşkes ve 3 Mart 1878'de Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. "Ayastefanos Antlaşması ile Balkan Yarımadası'nın haritası istilâcı Rusya'nın siyasî emellerine göre çizildi".

Çatalca'ya kadar ilerleyen Ruslar'ın İstanbul'a girme tehlikesi karşısında Avrupa devletleri, başta İngiltere ve Avusturya-Macaristan olmak üzere tepki gösterdiler. Avusturya-Macaristan Edirne Ateşkes Antlaşması'nın maddeleri konusunda Rus Çarı II. Aleksandr'a protesto gönderirken, İngiliz donanması Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul'un önünde demirledi. Böylece, İngiltere ve Rusya, İstanbul Sorunu yüzünden Kırım Savaşı'ndan sonra bir kez daha karşı karşıya geldiler ve savaş eşiğinde bulundular.

Ayastefanos Antlaşması, Edirne Ateşkes Antlaşması'na dayanıyor ve temelinde Panslavizm ideolojisinin ve taraftarlarının emellerini yerine getiriyordu. Antlaşmayla, Sırbistan, Karadağ ve Romanya, Osmanlı Devleti'nden ayrılıyorlardı. Osmanlı Devleti, Romanya'ya bir miktar savaş tazminatı ödeyecek, Rusya'nın Güney Besarabya ilhakını kabul edecek ve Romanya'ya Dobruca'nın bir bölümünü verecekti. Sırbistan savaşta olan katkısı nedeniyle güneyde sınırlarını genişleterek, Drina Vadisi, Niş ve Yenipazar Sancağı'nın bir bölümünü alacaktı. Bosna ve Hersek özerk bölge olarak tanınacaktı. En önemli maddelerden biri de Bulgaristan'a ilişkindi: Bulgaristan, kendi prensi, ordusu ve yönetimiyle Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetinde özerk devlet statüsüne sahip olacaktı. Bulgaristan, Makedonya'nın bir bölümünü, bütün Rumeli'yi ve Sırp şehirleri Vranye ve Pirot'u da alarak, topraklarını Tuna'dan Ege Denizi'ne kadar uzatacaktı. Böylece Kavala'yı içine alarak, kuzeyde Rodop Dağları'ndan, doğuda sınırı Lüleburgaz'ın yanından geçerek, İskeçe'yi içine alıp, Edirne'yi Osmanlı Devleti'ne bırakarak Karadeniz'de Midya Şehri'ne kadar uzanıyordu.

Devamı Var

İleri