Bulgaristan'ın Bağımsızlığı

26 Temmuz 1921 tarihinde İtalyan bandıralı Leopolis vapuru, müttefikler tarafından Bulgar ordusunu silahsızlandırmak maksadıyla Burgaz limanına gelmiş ve bu gemiye toplanan ve denize atılacak olan bir vagon makineli tüfek yüklenmiş ve gemi İstanbul'a hareket etmişti. Bu konuda, Burgaz Ticaret ve Sanayi Odası Bülteni'nde Burgaz yükü arasında 4000 kg. silah bulunduğu belirtilmektedir. Aynı bültende belirtildiğine göre, İstanbul'a sefer yapmakta olan Aventino adlı İtalyan bandıralı bir başka gemi de, Burgaz limanından yüklediği yiyecek maddesi ve bunlar arasında 24,474 kg. mermi götürmüştü. Yine aynı bültenden, Şubat 1922'de İstanbul seferini yapmakta olan İtalyan bandıralı Karniolya adlı gemi, diğer yüklerinin arasında 1.671.863 kg. demir ve bronz malzeme ile bir parti kapsül götürdüğü anlaşılmaktadır. 2 Mart 1922'de de yine İstanbul seferini yapan "Palcki" adlı İtalyan gemisi, başka yüklerinin arasında 643 kg. askeri malzeme taşımıştı. Bu arada Yunan Ordusu tarafından silah altına alınan Gümülcine, Kısanti, Dedeağaç, Kostur, Voden ve Batı Trakya ile Makedonya'nın başka bölgelerinden Bulgarlar, Yunan ordusundan kaçarak Türk milliyetçilerine sığınmış ve onlarla birlikte Yunanlılara karşı savaşmışlardı. İstanbul'da yayınlanan Rumca NEOLOGOS Gazetesinin 17 Mayıs 1921 tarihli nüshasında belirtildiğine göre, Yunan ordusuna alınmış 2,500 Bulgar askeri, İzmir yakınlarında Balçova'da isyan ederek silahlarıyla birlikte kaçmışlardı. Makedonya'da da bazı Bulgarlar, Yunan ordusuna alınıp Türk cephesine gönderilmemek için kaçıp ormanlara saklanmaktaydı. Bu arada Makedonya İhtilal Teşkilatı'nın Yunan ordusundaki Bulgarlara dağırmış oldukları bir beyannamede şöyle denilmektedir: "Türk milletlerinin büyük savaşı bizi yardıma ve ortak davranışlara çağırmaktadır. Yunan ordusundan kaçan veya esir düşen Bulgarlar, Türk ordusunda kardeşçe bir davranış görmektedirler. Size müşterek vatan, milli ve şahsi menfaatlerimiz adına seslenmekteyiz. Sizlerin, Bulgar halkının hakiki dostu olan Türk askerlerine katılmanız gerekmektedir. Siz onların arasında bir kardeş şefkati bulacaksınız".

Bulgar kamuoyu ve özellikle bulgar Komünist Partisi, Milli Mücadele'yi desteklemekteydi. İzmir'in 15,5,1919'da Yunan askerleri tarafından işgalinden sonra, işçilerin gazetesi olan RABOTNİÇESKİ VESTNİK Gazetesinde yayımlanan özel bir makalede, bu istilanın, Türk ve Yunan askerleri arasındaki çarpışmanın çok kanlı olduğu belirtilmekte, Küçük Asya'da olanların emperyalist dünyanın gerçekleri konusunda en büyük delil olduğu ileri sürülmekteydi. Yine aynı gazetede, müttefiklerin İtalya'6a San Remo'da, Türkiye ile yapılacak antlaşmanın esaslarını tespit etmek üzere bir araya gelişleri üzerine, Genel Yayın Müdürü Hr. Kabakçiyev tarafından "Türkiye'nin parçalanması" adı altında bir makale yayımlanmıştı. Kabakçiyev, makalesinde, batılı kapitalist ülkelerin Türkiye ile bir barış antlaşması hazırladıklarını belirterek şöyle demekteydi: "Bu anlaşmaya Türkiye, haklar sahibi bir devlet olarak değil, bir hedef olarak katılmaktadır. Batılı devletler bu anlaşmalarını Türkiyesiz olarak Türkiye'ye karşı yapmaktadırlar... Batılı kapitalistler aralarında Türkiye'nin bölünüşünü hazırlamaktadırlar".

1921 yazında Yunan ordusu, Anadolu'yu savunmakta olan Türk ordusunu vurmak için genel bir saldırıya geçmişti. Bu münasebetle RABOTNİÇESKİ VESTNİK, "Karşı ihtilalin seferinden önce" başlıklı yazısında özetle şöyle demekteydi: "Emperyalist savaş yeni ve ölmeyen bir şekilde Ön Asya'da sürdürülüyor. İngiliz emperyalistleri Anadolu'da 200.000 kişi ile bulunan Yunan ordusunu desteklemektedir. Aralarındaki menfaat ayrılıklarına bakmadan İngiliz ve Fransız emperyalistleri açıkça Yunanistan'ın giriştiği kanlı savaşa karışmaktadır. Bu hareketin bütün amacı Türk milletinin milli kurtuluş savaşını kanla boğmaktır".

4-7 Haziran 1922'de Sofya'da toplanan dördüncü komünist kongresinde de Türk-Yunan Savaşı eleştirilmiş ve Hr. Kabakçiyev bu konudaki raporunda şu noktalara değinmişti: "Yunanistan, Ön Asya'daki savaşa İngiliz emperyalistleri tarafından sürülmüştür. Yunan burjuvası, bu savaşta yeni topraklar ilhak etmeyi ummaktaydı. Ancak savaş Yunan halkına ağır kayıplar ve korkunç ekonomik ve maddî zorluklar getirmiştir". Yazıda önce İngiltere ile Almanya'nın çıkarlarının rol oynadığı, şimdi ise İngiltere ile Fransa'nın çıkarlarının çatıştığı belirtilmekte ve: "Anadolu'da Türkiye ile Yunanistan arasındaki savaş aslında bu devletlerle yapılmamaktadır. İngiltere İstanbul'u işgal ettikten sonra Yunanistan aracılığıyla Ege'yi kendi kalesi haline getirmeyi arzulamaktadır".

Ağustos-Eylül 1922'de Türk orduları Yunan kuvvetlerine son ve kesin darbeyi indirerek, Anadolu'yu tümüyle düşman askerinden temizlediler. Türk ordusunun bu zaferi sadece Türkiye'de değil birçok doğu ülkesinde de sevinç uyandırmıştı. RABOTNİÇESKİ VESTNİK Gazetesi Versaillers Antlaşması ve Yunan yenilgisi başlıklı yazısında şunları yazmaktaydı: " Yunan ordusunun Türkler tarafından mağlubiyeti, İngiltere'nin yenilgisi demektir... Ön Asya'nın şimdi sahibi Mustafa Kemal Paşa'dır. Onun hükümeti, komünist değildir. O batılı haydutlara karşı halk kitlelerinin direnişini gerçekleştirmiştir. Son Türk zaferi, Doğu'da hareketleri çabuklaştıracaktır".

Türk milletinin kazandığı zafer, Bulgar Çiftçi Hükümetince ve öncelikle Başbakan A. Stamboliyski tarafından gururla karşılandı. Bulgar Başbakanı bu konuda şunları söylemekteydi: "Türkiye'nin Avrupa ülkelerine yapmış olduğu büyük hizmetin onun büyük önderi Mustafa Kemal Paşa'nın sayesinde olduğunu kabul etmek gerekir. Onun gayretleri sonucunda Türk sorununun yeniden görüşülmek üzere ortaya konulduğunu görmekteyiz. Türk zaferinden önce bunu kimse düşünmemişti. Sevr Antlaşması'nın revizyonu ile birlikte diğer bütün antlaşmalar da revizyona tabi tutulacaktır"

Bulgar Başbakanı Stamboliyski, 1922 yılının sonlarında Çiftçi Partisine mensup tüccar S. Pokaniçarov ile B. Açkov'u Türkiye'nin Sofya'daki temsilcisi Cevad Abbas Bey ile Ankara'ya gönderdi. Pokaniçarov, M. Kemal ile karşılaşmasını anılarında şöyle anlatmaktadır: "Stamboliyski, bana Kemal Paşa ile karşılaşmamda şahsen bildirmem için bazı sorunları not ettirdi. Paşa'ya, Bulgar hükümetinin iki memleket arasında iyi ilişkilerin tesisi konusunda samimi isteklerini bildirecektim".

Pokaniçarov'un M. Kemal ile karşılaşması son derece samimi bir hava içinde olmuştu. Bu konuda intibalarını anlatan B. Açkov şunları söylemekteydi: "Mustafa Kemal, yakından tanıdığı Bulgar milletine karşı samimi sempati besliyor. O, Bulgarların kurtuluş savaşından önce ve sonra yaptıkları savaşlardan örnekler vererek halkımızın meziyetlerinden bahsediyor ve onlara kıymet verdiğini anlatıyordu... Paşa, Türk ve Bulgar milletleri arasında tartışmalı konuların bulunmadığını, bunun aksine iki millet arasında karşılıklı sempatilerin bulunduğunu söyledi".

Devamı Var

İleri