Şamil'in Müdafaa Muharebeleri
Şâmil, bu çok tehlikeli ve sarp muharebe yürüyüşünü sonuna kadar muvaffakiyetle başarabilmek için, düşmanın asla tahmin edemeyeceği en ârızalı ve dolambaçlı yolları çiğneyip ansızın bu köprübaşı mevziinin önünde görünmüş ve görünmesiyle nehri aşması bir olmuştu. Şâmil, on sene evvel Kabartay bölgesine yaptığı pek büyük çaplı hücumda da Terek nehrini böyle bir ölçüsüz cüret ve süratle geçmiş ve on bin kişilik efsane müfrezesi ile tam üç Rus kolordusunun amansız çemberi ortasında günlerce at oynatmak ve kılıç sallamak zorunda kalarak bu abluka çemberinin en kuvvetli noktasından sızarak tekrar nehri geçip Dağıstan'a dönmüştü. Aç köy civarında cereyan eden ve 9 Haziran savaşı diye meşhur olan bu savaşta da Şâmil şaşırtıcı bir manevra yaparak Çantı ırmağını geçtiği noktadan rüzgâr gibi dönüp kurtulmuş ve tekrar Veden'e gelmiştir. Şâmil'in imdat bekliyen ve bu ümit ile maneviyatları bir kat daha artarak kartallar gibi dövüşmeğe başlıyan İnguş kabilesi muharipleri Nazran müstahkem avuluna kapattıkları Rus garnizonunun muvasalası kesilen bu garnizonun başına ölüm ve ateş yağdırıyorlardı. Yazık ki ,on iki topun mütemadiyen gürlemesi ve telâşlı ve telâşlı inlemesi bir istimdat yerine geçmiş ve General Yevdokinof vakadan haberdar olur olmaz, elindeki en süratli vasıtaları bu mahsur kaleye saldırmıştı.
Nazran garnizonunun imdadına ilk yetişen bu kuvvet on beş bölük Rus Kazak süvarisi ile bindirilmiş ve süvariye katılmış üç batarya toptan ibaretti. Yıldırım süratiyle yetişen bu imdat kuvvetinin toz dumana katarak geldiğini gören Nazran garnizonundaki Mahsur Rus kuvvetleri büyük bir sevinçle kendilerini siperlerden dışarı atıp kale etrafındaki halk kuvvetlerinin üzerine atıldılar. On bölük Kazak süvarisi ile de arkadan saplanan kahpe bir hançer gibi bu cesur insanların üzerine dalkılıç saldırdı. Nazran ahalisi için kanlı ve ümitsiz bir savaş başlamıştı. Teslim olmak ölümden beterdi. O halde çarpışa çarpışa ve şerefle ölmekten başka yapılacak bir şey kalmıyordu. Nazran ihtilalcilerinin dört kahraman ve mübarek reisi Ruslar tarafından esir edilerek vahşetle derhal ipe çekildiler. Halkın derin nefretleri arasında cereyan eden bu kanlı Rus icraatı Nazran avulunun bir kilometre yakınında ve tam karşısında bulunan yüksek bir tepenin üzerinde yapılmış ve her taraftan görülen dört darağacına asılan mazlum şehitlerin cesetleri günlerce teşhir edilmişti.
Bir zamanlar elli bin kişiyi aşan cesim ve muazzam ordulara kumanda etmek ve bu orduları en mümtaz Rus ordularına ve başkumandanlarına karşı zaferden zafere koşturmak şansına eren Şâmil'in bu sefer Ruslar'a karşı tehditleri ika etmek, harb ve taarruz maksatlarını temin eylemek üzere kullanabileceği en büyük kuvvet topyekûn dört bin atlıyı geçmiyordu. Bu dört bin atlıyı başbuğ tek bir intikam ve taarruz silâhı halinde düşmanın can evine tevcih etmek ve vurduğu yerden dost ve düşmanın beğeneceği bir ses getirmek istiyordu.
General Yevdokimof, Şâmil'in ilk hücumundan sonra Nazran garnizonunun ikinci bir baskın veya taarruz ihtimaline karşı son derece takviye etmiş olduğu gibi imamın takip edebileceği yollar ve geçitler üzerine de kuvvetli birlikler getirip yerleştirmişti. Şâmil, bütün kuvvetini Sunca vâdisine tevcih etmişti. Sunca vâdisine en yüksek ve sarp dağları kuş uçusu aşarak ansızın inen Şâmil, burada albaş Mişcenko kumandasındaki büyük bir muhtelif müfrezeyi uyanık ve süngü elde karşısında buldu. Dağıstan arslanı bu üstün kuvvete karşı müdafaaya geçmeği hatırından bile geçirmeyerek teşebbüsü eline alıp olanca hiddet ve şiddetile taarruza kalktı.
General Yevdokimof'un ani bir taarruzla sol kanadının ve gerilerinin tehlikeli bir surette sardığını gören Şâmil için artık yapılabilecek tek bir şey kalıyordu. Alabildiğine süratli ve cüretli bir geri dönüşle ve büyük bir maharetle bu tehlikeli vaziyetten sıyrılıp kurtulmaktı.
Kayıplar çok fazlaydı. Şâmil, bir taraftan gittikçe makûs bir çehre takınan harb talihini yenmeğe çalışırken, bir taraftan da Baryatinski'nin çok ağır darbesine karşı elinde kalan birkaç müdafaa noktasını tahkime uğraşıyordu. Rus orduları Şâmil'in en çok güvendiği kabileleri birbirlerinden ayırıp âdeta çemberledikleri gibi bunların bilhassa Şâmil ile mevcut olan maddi ve manevi bütün irtibatlarını kesmeğe muvaffak olmuşlardı.
Kuzey Kafkasya'yı iki kuvvetli ordu ile şiddetli bir kontrol altına alan ve esasen Şâmil ile fiilî bir işbirliği yapamıyan Çeçenistanın uzaktan ve yakından yardım imkanlarını tamamile felce uğratan Rus Başkumandanlığı, Şâmil'in etrafına yığdığı üç mühim orduyu adım adım ilerleterek gittikçe daralan amansız bir abluka çemberi haline getirmişti. Bütün bu Savaşlar esnasında Şâmil'in , bire karşı en az on beş yirmi oranında sayı ve teçhizat üstünlüğü bulunan Rus ordularına karşı kazandığı seri halinde zaferlerini iyi etüt eden Rus generalleri'ki pek çoğu aslen su katılmamış Alman idiler, Bu generaller ana vatanları olan Almanya'ya döndükleri zaman Şâmil'in savaş metodlarını ve orijinal muharebe kaidelerini de beraber götürmüşlerdi. Alman askeri kudreti bu hür dağların kızıl sakallı ve beyaz sarıklı erkânı harbinden bir çok dersler ve ibret hisseleri almışlardı.
Şamil 1846 senesinde Kafkas orduları başkumandanı general Vorontsof'u elli bin kişilik ordusu ile Dargo üzerine çektikten sonra, daha gerilere çekilmiş ve düşman ordusunu da arkasından sürüklemişti Ayni şekilde Veden kalesini de müdafaa etmekte de hiçbir fayda olmayacağını hesap ederek terk etmişti. Gazi Muhammed ise kısa bir aradan sonra Çeçenistan'ı tamamiyle terketmiş olan Şâmil'e iltihak etmek üzere Avaristan'a çekilmişti.
Özellikle silah üstünlüğü Rus ordusunu durdurulmaz yapıyordu. yeni silâhlar menzil itibariyle Dağlıların ellerindeki eski ağızdan dolma kaval tüfeklere nazaran çok uzak mesafelere ateş edebildikleri için Rus zaiyatı eski muharebelere nazaran yüzde yetmiş beş azalmış bulunuyordu.
Başkumandan prens Baryatinsk Çara gönderdiği Şamille ilgili değerlendirmeleri şöyle idi: "Şâmil için muharebe edebilmek imkânı mevcut bulundukça bize değil kâinata baş eğmesi düşünülemez. Lâkin bu harbe ve zafere âşık sert ve cesur adamlar, Rusları harbe mecbur edemedikleri müddetçe harb iştihalarını kaybetmeğe başladıkları gibi, her an yeni bir zafer icat etmesine alıştıkları Şâmil'in yeni ve büyük bir hamlesini görmedikçe büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan kendilerini alamıyorlardı. Dağlılar, en üstün ve ezici Rus kıtaları tarafından en ağır mağlubiyetlere uğradıkları zamanlarda bile hemen ertesi gün tekrar derlenip toplanarak daha büyük bir hiddet ve şiddetle üzerimize saldırmaktan geri durmazlardı.
Otuz senedenberi Allah tarafından gönderildiğine inandıkları ve arkasından ayrılmadıkları Şâmil'e karşı Kırım muharebesinden sonra başlıyan ve gittikçe şiddetlenen sadakatsizliğin en mühim sebebi, en cesur Çeçen ve Dağıstan kabileleri ile İmamın arasındaki bütün irtibat ve münasebetlerin Rus orduları tarafından tamamiyle kesilmesi idi. En dar zamanlarda en cüretli ve kat'i hareketlerle girişen Şâmil, Rus ordusunun en kuvvetli ve tehlikeli olduğu zamanlarda derhal Dağlı kabilelerin başındaki naipleri ve ileri gelenleri karargâhına dâvet ederek; bunlara yeni muharebe ve taarruz vazifeleri verir ve Kafkasya'lıların ruhlarındaki muharebe ve mücadele ateşini yeni yeni zaferlerle körükler ve parlatırdı.
Halbuki bu son muharebelerde Dağlılar en güvendikleri müstahkem mevkilerin adeta müdafaa bile edilmeden Rus ordusunun eline geçtiğini görerek maneviyatlarını kaybettikleri gibi, Kafkas milli mücadelesinin neticesinden de ümitlerini kesmeğe başlamışlar ve silahların kabzalarını sevgili gibi kavrıyan imanlı pençeler birer birer gevşemek istidadını göstermişlerdi.
Bu son üç senelik Kafkas harekâtı, yani 1856 tarihine kadar Rus taarruzları geceli gündüzleri devam ettiği ve Kafkas milli ihtilâlinin en muharip elemanları itaat altına alındığı ve birçok toprakların işgaline muvaffakiyet hasıl olduğu halde Rus ordusunun eski senelere nazaran bu sefer verdiği zaiyat pek az olmuştur. "
Devamı Var
İleri