Anadolu'nun Adım Adım Fethi
Anadolu'nun fethine memur edilmiş ve Sultan Melikşah'tan, zaptedecekleri memleketlerin menşurunu almış olan Kutalmışoğulları bir taraftan, diğer taraftan da sultanın emri ile aynı bölgeyi açmakla vazifeli Artuk, Tutak, Afşin, Dilmaçoğlu v.b. beyler yukarıdaki hâdiseler cereyan ettiği sırada çeşitli istikametlerde faaliyetlerini geliştirmekte idiler. Nikephoris bunlardan Kappadokia'da kalabalık bir kuvvetin başında bulunan Artuk Bey ile temas kurarak, onu Urselius üzerine yürümeğe razı etti. İmparator olmak hülyalarını besleyen Frank kumandanı İstanbul'u zaptetmek hazırlıklarını tamamlamak üzere Bithynia'da (İzmit havâlisi) Sophon (Sapanca) dağına dönmüş ve ordugâh kurmuştu. Artuk Bey sür'atli bir yürüyüşle Bithynia'ya yollandı ve ansızın Sophon'daki Frank ordugâhını bastı. Urselius bütün kuvvetlerini savaşa soktu. Türkler ok yağmuru ile mukabele etmekle beraber düşmanın tâkibini mümkün kılacak şekilde gerilemeğe başladılar. Frank, çekilen kuvvetleri yakından takibe koyuldu. Halbuki baskın yapanlar az sayıda olup Türk ordusunun öncüleri idi. Büyük kısmı Artuk Bey tarafından geçit yerlerinde, boğazlara yerleştirilmiş, stratejik noktalar tutulmuş, ayrıca bir müfreze de Urselius'un ric'at hattını kesmeğe memur edilmişti.
Gerileyen öncüler düşmanı ana çember içine çekmeğe muvaffak oldular, öyle ki, tâkip esnasında hayli zayiat vermiş olan Urselius ile, yanından ayırmadığı, İoannes Dukas dört taraftan sarılmış olduklarını anladılar; kaçmağa imkân bulamadıklarından yakalandılar; askerleri dağıldı. O devrin Bizans tarihçisi Attaleiates'e bakılırsa 100 binden fazla Türk bu savaş münasebetiyle İzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yayılmıştı.
Esirler Phrykia'ya (Eskişehir bölgesine) götürüldü. Artuk Bey onları fidyeleri karşılığında az sonra serbest bıraktı. Fidyesi imparator tarafından ödenen İoannes Dukas İstanbul'a döndü. Karısı tarafından kurtarılan Urselius ise, Armeniak teminde (Amasya bölgesinde) topladığı kuvvetlerle Amasya, Niksar bölgesini tekrar tahribe başladı, üzerine gönderilen Nikephoros Palaiologos kumandasındaki Bizans ordusunu parça parça etti. Durum yeniden ciddileşiyordu. Bizans orduları kâh Selçuklular, kâh âsi Franklar tarafından boyuna bozguna uğratılmakda idiler. Onun için ne sarayın, ne de ahalinin asker ve kumandanlara güvenleri kalmıştı. Yalnız İmparator Mikhael bunlar arasında birini seçmek, doğudaki topraklarının korunması vazifesi ile doğu orduları kumandanlığını ona vermek ferasetini gösterdi. Bu zat o zaman henüz yirmi yaşında bulunan ve yukarıda adı geçen zeki ve siyasette pek mahir Aleksios Komnenos idi.
Aleksios'un Anadolu'ya görünmesi ve aynı zamanda âsilerin yaptıkları tahrip, zulüm ve tazyik dolayısiyle gelir kaynaklarının tükenmesi üzerine Urselius, Türkler'e yanaşmak zamanının geldiğini düşündü. "Asya'daki bütün Grek topraklarına hâkim olmak için" Türkler'le işbirliği yapmak, Türkler'den yardım koparmak gayesiyle o civarda, yâni Amasya yakınlarında bulunan Tutak'ın yanına gitti. Urselius'a bağlı birliklerin Türk kuvvetlerine katılmasına karar verildi. Fakat bu anlaşmadan doğacak büyük tehlikeyi sezen Aleksios, karşı siyâsî taarruza geçmekte gecikmedi.
O da, Urselius gibi, Tutak'a başvurdu. Aleksios, Tutak'ı zengin hediyelerle peşinen memnun ettikten sonra, temsici olarak gönderilen Türk subayına şöyle diyordu: "Urselius imparatorun olduğu kadar Sultanın (Melikşah) da düşmanıdır. Her iki tarafa çok kötülükler yapmıştır. Şu anda kollarınız arasına atılması korkudan ileri geliyor. Sizinle yaptığı ittifakla hiyanet fırsatını beklemek üzere zaman kazanmak istiyor. Kumandanınız Tutak onu bize teslim ettiği takdirde üç büyük fayda sağlamış olacaktır.
Arzu ettiği kadar para, Bizans imparatorunun teveccühü, her iki memleketi tahrip için bu ölçüde kuvvet toplayabilen bir düşmandan kurtuluş!" Tutak bu fikri mülâyim buldu, yanında olan Urselius'u tutuklu olarak Amasya'ya Aleksios'un yanına gönderdi. Aleksios onu İstanbul'a götürürken Paphlagonia (Kastamonu bölgesi)'nda, başka bir Türk pususundan kurtulduktan sonra, Karadeniz Ereğlisi'nde yine Türk müfrezeleriyle mücadele zorunda kalmıştı. Anlaşıldığı üzere, bu tarihlerde Kastamonu bölgesi sahillere kadar Türkler tarafından istilâ edilmekte idi.
Devamı Var
İleri