Anadolu'nun Adım Adım Fethi
Daha 1072-1073'te, yâni Selçuklu İmparatoru Sultan Melikşah'ın henüz amcası Kavurd ile meşgul olduğu sıralarda, Türkmen boylarının, Ankara, hattâ İzmit havâlisinde dolaşabilmeleri dikkat çekici bir durumdu. Yukarıda bildirildiği üzere, Bizans'taki iç anlaşmazlıklar yüzünden Anadolu halkı ihmal edilmişti. Buna doğuda Ermeniler'in, râfizî hıristiyan olan Pavlikyan'ların hiyaneti ile imparatorluktaki büyük feodal âilelerin tahakkümünü ve uzun zamandan beri harplerden yorgun düşen köylüden zorla toplanan ağır vergileri de ilâve etmek lâzımdır. Onun için, esir durumunda olan ahalinin kendilerine dokunmayan, işgal edilen yerlerde halkı soymayan ve daha ziyade stratejik mevkilerle zengin çiftlikler ve mâlikâneler arayan Türkler'e bir nevi kurtarıcı gözüyle baktıklarını tahmin etmek güç değildir. Bütün Anadolu ahalisinin ardı arkası gelmez Türk akınlarından dehşete düşerek, tarlalarını, otlaklarını terk edip şehirlere, kalelere sığındıklarını ileri süren araştırmacılar mübalâğaya sapmış görünüyorlar. Türk süvarileri müfrezeler hâlinde gezerlerken halk, bizzat efendileri tarafından rahatsız edilmediği takdirde, pekâlâ kendi işiyle meşgul olabiliyordu. Meselâ İzmit civarında Komnenos kardeşlerin bulundukları şatoyu Türkmenler'e, tarlasında çalışan yerli bir köylü haber vermişti.
Sivas'ta Urselius'un kuvveti gittikçe büyüdü. Galatia (Ankara) ve Kappadokia bölgelerini yağmalıyor, köyleri, kasabaları zorla işgal ve tahrip ediyordu. Bu hâl imparatoru, yahut bu gibi şeylerle fazla meşgul olmayan imparatordan ziyade, hadım Nikephoris'i endişeye düşürdü. Bilgin, hatip, saray işlerinde mükemmel yetişmiş, fevkalâde kurnaz ve hilekâr bir kimse olan Nikephoris eski nâzır, dürüst İoannes Dukas'ı Anadolu'da inzivaya çekilmeğe mecbur etmiş ve kendisi nâzırlık koltuğuna oturmuştu.
Grek kaynakları bu adamın aynı zamanda paraya son derece düşkün olduğunu, mâliye işlerini bizzat eline alarak müthiş vurgunculuk yaptığını kaydediyorlar. Nikephoris, Urselius'a karşı gönderilecek kuvvetlerin başına, mevkiinden uzaklaştırılmış olan İoannes Dukas'ın tâyini hususunda imparatoru ikna etti. Bu suretle hem Bizans topraklarını müdafaa ettiği için öğünmek, hem de, harekât sırasında nasıl olsa hırpalanacağını bildiği İoannes'in itibarını sarsmak istiyordu. Gerçekten Sakarya nehri üzerinde (Sivrihisar civarı) Zompi köprüsü yanındaki savaşta, Bizans ordusu mağlûp ve İoannes, Urselius tarafından esir edildi. Bütün o havâliyi Urselius hâkimiyetine aldı (1073).
Bu başarılarla ihtirası kabaran Frank reisi imparatorluğa fiilen hâkim olmak ümidine kapıldı. Elinde mevkuf bulunan İoannes Dukas'ı imparatora karşı kullanmağa karar verdi ve onu, muhalefetine rağmen, imparator ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü. Chrysopolis (Üsküdar)'i ateşe verdi. Yangını karşı sahilden seyreden Mikhael VII. korkusundan Urselius ile anlaşma çareleri ararken, hakikatte ondan daha çok endişelenmesi icabeden Nikephoris doğrudan doğruya Türkler'e müracaatı uygun buldu. Zira âsiler, mâneviyatı bozuk imparatorluk orduları ile değil, ancak Anadolu'yu büyük bir azimle adım adım zaptetmekte olan Selçuklu Türk kuvvetleriyle ortadan kaldırılabilirdi.
Devamı Var
İleri