KIZILELMA ÜLKÜSÜNDEN TURAN GERÇEĞİNE

Rusya’nın müslüman ve Türk tebaası üzerinde ihtisas sahibi sayılan Misyoner İlminsky ve Profesör Simirnov gibi nüfuzlu müsteşrikler, gazetenin yayımlanmasına izin verilmesinin “siyasî bir hata” olduğunu söylüyorlardı Öte yandan, Rus gizli polisi Okhrana’nın bir raporunda, adı geçen gazetede ve bu yolda yürüyen diğer Türk gazetelerinde görülen İslam propagandasının, Pan-Türkizmi örten bir perde olduğu söyleniyordu.

Gaspıralı İsmail Bey, karısının ziynet eşyaları, evindeki eşyaları satarak, gazetesini çıkarmağa devam etti. “Tercüman” ın kapatılması için birçok teşebbüsler olduysa da, İsmail Bey’in zekâ, maharet ve enerjisi bütün Türk ve İslâm düşmanlarının entrikalarına mukabele ile yirmi otuz milyonluk Türk kitlesinin kendi dilinde çıkan bu ufacık haftalık yegâne gazetenin yayınının devamını sağlayabilmiştir”

Türklük ve Müslümanlığa sıkı sıkı sarılarak, Batı’nın ilim ve tekniğini alma şeklindeki sentezi ve diğer fikirleri, Türkiye Türklerinden başka, Kırım, Kazan, Azerbaycan ve Türkistan Türklerine de tesir etmiştir.

İsmail Bey’i takip eden birçok Türkçü ve Turancı yetişti: Yusuf Akçura, Hüseyinzâde Ali Bey, Ağaoğlu Ahmet Bey, Sadri Maksudi (Arsal), Zeki Velidi (Togan), Abdullah Battal (Taymas) ve diğer birçok düşünür ve hareket adamı. 1905’de yapılan Rus-Japon harbinden sonra, Rusya bir ideoloji kazanı haline gelmişti. 1917 yılına kadar süren bu çalkantı esnasında Türkler, ne yazık ki bir şey elde edemediler. Duma’daki (Rus meclisindeki), kongrelerdeki çalışmalar neticesiz kaldı. Türk ve İslam topluluklarının, Rusya’nın her yerinden gönderdikleri temsilcilerle yapılan bu kongrelerde alınan kararlar, hayata geçirilemedi. Türk topluluklarının birazda kabileci davranışları Büyük Turanı kurmalarına mani idi. Bilhassa Rus Çarlığının çöküşü sırasında, tutulacak yolda anlaşma sağlanamadı. Kimi muhtariyet, kimi federasyon fikrinde oldu; Akılsızca mahallî millîyetçilik yapıldı.. Gaspıralı İsmail Bey başta olmak üzere, Kırım ve Kazan Türklerinin ve Azerbaycan Türklerinin Turancı görüşle yaptıkları çalışmalar semeresiz kaldı.

Gökalp, 1918 yılında “Yeni Mecmua”da yazdığı, “Rusya Türkleri Ne Yapmalıdır” başlıklı makalesinde, “kabile şuurları” nın “marazi hadise” olduğunu, onun terk edilerek, yerine “millî şuur” un getirilmesi gerektiğini söylüyordu. Fakat iş işten geçmişti. Orta Asya’da, “Birlik Tuvı”, “Uluğ Türkistan”, “Türk Söz ve El Bayrağı”, “Turan”, “Hürriyet” gazeteleri “Bütün Türklük” ve "Büyük Turan" fikrini işlemeğe başlamışlarsa da Ruslar, Türk ülkelerini bir bir işgal etti, Enver Paşa ve Basmacıları yok edildi. Bu fikirler öldürülememiş, sadece çok sert tedbirlerle, su yüzüne çıkması önlenmiştir. Çolpan’ın şiirleri hâlâ hafızalardadır. Hepsinin ümidi Anadolu Türklüğünün bir gün Kızılelma ya ulaşacağında ve Büyük Turanı kuracağındadır.

1908’lerden itibaren, Türk Derneği, Tür Ocağı ve Türk Yurdu etrafında gittikçe gelişen Türkçülük, Ziya Gökalp tarafından sistemleştirilmiştir. Prof. Zeki Velidi Togan, Ziya Gökalp’ı “Türkçülüğün manevî rehberi olarak kabul etmeliyiz” diyor ve şunları ekliyor: “Yanlışları, eksikleri varsa tamamlamalıyız” Gökalp’ın geliştirdiği Türkçülüğü, kültürel esasları üzerinde yürütmek, siyasetten uzak tutmak faydalı olur. Ancak, Türk dünyasının kurtuluşu ve birliği de, bir ideal olarak gönüllerde yaşamalıdır tıpkı Kızılelma Ülküsü Büyük Turan gerçeği gibi.

Büyük Turan Devletini, Oğuz Han kurmuştu. Ondan sonrakiler bu yüce devleti değişik hanedan isimleri ile ayakta tutmaya çalıştılar. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Peçenekler , Kumanlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selcuklulur, Osmanlılar, ve daha onlarca büyük Turani Dünya Devletinde sabit olan değişmeyen tek unsur Millettir yani Türk Milletidir ve tabi olarak dillerinin Türkçe olmasıdır. Devlet ve hanedan isimleri gelip geçici olmuş değişmiştir zaten bunun bir önemi de yoktur.

Esas olan Millet ve onu var eden ülküsü dür. Bu sitede yer alan “Genel Türk Tarihi” mahiyetindeki büyük çalışmaya “Türk Turan Tarihi “isimini vermemiz deki maksat şudur:

Türk tarihi ve milletinin bir bütün olduğunu, beşbin yıl önceki Oğuz Hanın bir çerisi ile bu günkü bir Türk askerinin yada halktan birinin mahiyet farkının olmadığını, onu farklı kılanın yüreğindeki kızılelmayı yitirmiş olması yada Büyük Turan düşüncesini beyninden atmış olması olabileceğini vurgulamaktı.

Yüreğimizdeki Kızılelma ülküsü ve beynimizdeki Büyük Turan düşüncesi ile Kuzey Sibiryadan Mançuryaya yada Amarikanın öteki ucunda bulunan Turan Soylu bir Kızılderili şefinden Yemen illerinde kalmış Türkçe konuşmakta inad eden Anadolu Türkü Şeyh efendiye kadar biz büyük ama çok büyük bir milletiz.

Büyük Turan Devleti denince de zaten bu büyük Milletin bulunduğu mekan ve yüreği anlaşılmalı. Son

İlk Sayfaya Dön