KEMAL BEY, MİLLÎ ŞEHİT
fetva Sarayı tatmin etti. İrade hazırlandı, imzalandı. İdam için gerekli tedbirler alındı, hazırlıklar yapıldı. Sehpa kuruldu.
Kemal Beyin olup bitenden haberi yoktu. Bekir Ağa Bölüğü'nde, tutuklu arkadaşlarıyla oturmuş, konuşuyordu. Birden dışarı çağırdılar ve hemen yakalayıp Beyazıt Meydanı'na çıkardılar.
Ermeni komitacıları, mahkemeyi ve infaz için harcanan gayretleri adım adım takip ediyorlardı. İstanbul'un çeşitli semtlerinden pek çok serseri Ermeniyi meydana toplamışlardı.
İstanbul'un Müslüman halkı da için için kaynıyordu. Günlerden beri bu dava ile meşgul olanların kulaklarında acı haber bir anda dolaştı:
Kemal Bey'e idam vermişler. Bu akşam asacaklarmış, Beyazıt'ta.
Halk, akın akın Beyazıt'a koşuyordu. Teşkilat-ı Mahsusa'nın o zamanki mensupları da Beyazıt'ta bulunuyorlardı.
Herkes birbirine soruyordu:
Niçin böyle karanlığa bıraktılar?
İşlerine öyle geliyor da onun için!
Meydanda olduğu kadar, yollarda ve meydana bakan damlarda da mahşerî bir kalabalık vardı. İdam sehpası, o zaman Harbiye Nezaretinin girişi olan, daha sonraları uzun yıllar rektörlük makamı olarak kullanılacak küçük binanın önüne kurulmuş, etrafı jandarma ve polis kordonu altına alınmıştı. İngiliz ve Fransız askerî birlikleri de binanın önünde duruyorlardı.
Güneş yavaş yavaş batıyor, pembe bir renk Süleymaniye tarafını kaplıyordu.
Dalgalanan kalabalık bir anda sustu.
Bir zafer takı gibi süslü Harbiye Nezareti kapısından çıkan bir müfreze süngülü askerin ortasında Kemal Bey geliyordu.
Yüzü solgun bir renk almıştı. 35 yaşlarındaydı. İdam mahkumlarına mahsus beyaz gömleği giymiş, ağır ağır yürüyordu. Metindi. Mukadderata teslim olmuş gibiydi.
SON SÖZ
Son sözü soruldu. O zaman, Kemal Bey, halka hitap etti:
Devamı var
İleri