Milli Bağımsızlık İdeolojisinin Doğuşu
Sultan, 1839'da yayınladığı Hatt-ı Şerif olarak bilinen bir karar ile, imparatorluğun buyruğu altındaki herkesin can, mal, ırz dokunulmazlığı ile vicdan hürriyeti ve kanunlar karşısında eşitlik hakkına sahip olduğunu açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî-idarî bir sistemden, merkezîleştirilmiş ve bürokratik bir devlet haline dönüştürmeyi amaçlayan bir dizi yasa, bu kararı izledi ve insan gücünün serbest göçünü sağlayan koşullar yaratıldı. Bu, mal üretiminin ve ticaretin gelişmesini kolaylaştırdı. Bununla birlikte reformlar, eski sistemi tamamen yok edip merkezî devlet sistemine dönüştüremedi. Bu nedenledir ki, reformlardan sonra bile, kapitalist üretim modelinin gelişmesini hızlandıracak koşullar yoktu. XIX. yüzyılın başlarında, Bulgar ulusal özgürlük hareketi, Türklerin yönetimi altında bulunan diğer Balkan ülkelerindeki ulusal özgürlük hareketlerine paralel ve onlarla ilişkili olarak gelişti. Yüzyılın başında Sırbistan'da patlayan ayaklanmaya pek çok Bulgar katıldı. Yüzyılın 20'liyıllarında Yunanistan'da bir başka ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmaya Bulgarlar çok daha geniş bir ölçüde katıldılar. Yunan ayaklanmasına adını veren Etniki Eteria desteğindeki gruplar pek çok kasabaya yerleştiler ve Bulgar gönüllüleri Yunanlılarla omuz omuza savaştılar.
Milli ruhu destekleyen ve ulusal özgürlük çabasına güç katan bir başka dış etken de, Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na karşı güttüğü politika idi ki bunun sonucu olarak XIX. Yüzyılın başlarında iki ülke arasında iki savaş yapıldı. Yüzlerce Bulgar gönüllüsü, ya ayrı ordu birimleri veya Rus ordusu birimlerinin üyeleri alarak savaştılar. 1806-1812 yılları arasında süren Osmanlı-Rus savaşında Bulgarlar önemli ölçüde rol aldılar. Bu savaş sırasında Vratsa'dan Sofronius St. Petersburg'a bir delegasyon gönderilmesini organize etti ve ulusal bağımsızlık çabasına Rusya'nın desteğini istedi. Napolyon'un Rusya'ya saldırısı Bulgarların planlarını bozdu. Aynı olay, 1829'da da oldu, Rus orduları Türkiye'nin Avrupa kesiminin ta içlerine kadar girip Türkiye'yi Edirne Barış Anlaşmasını imzalamaya zorunlu bırakmışlardı. Ancak Anglo-Fransız düşmanlığı nedeniyle Ruslar geri çekildiler ve bu olay Bulgarların kütleler halinde doğdukları yerleri terketmelerine ve Besarabya ve Ukrayna'da yerleşmelerine neden oldu.
Ancak Rus çabalarının, özgür bir Bulgaristan kurulmasından çok bu perde altında aslında kendilerine tabi ve Rus çıkarlarına hizmet edecek bir Bulgaristan kurulması amacını güttüğünü de unutmamak gerekir. Bulgar Ulusal Kalkınma konusunda en önemli rolü Bulgar okulları oynadı. Değişen koşullara ve gereksinimlere artık cevap veremeyen eski Manastır okulları Ulusal Uyanış Döneminde birer birer ortadan kalktılar. Bulgar gençleri kendilerine rasyonel bir biçimde, doğa toplum ve hümanite bilgileri veren Yunan, Sırbistan ve Romanya okullarına gitmeye başladılar. Ülkelerine dönüşlerinde dine bağlı olmayan yeni okullar açtılar ve bu okullardaki öğrenci sayısı hızla yükseldi. Bu, XIX. Yüzyılın ortalarına dek sürdü. Daha sonra öğrenmeye istekli Bulgar gençlerine en çekici gelen merkez Rusya oldu. Bir çokları da okumak için Batı'ya, esas olarak Fransa'ya, Bohemya'ya, Almanya'ya, İsviçre'ye ve diğer bazı ülkelere gittiler.
Bulgaristan da dini amaçlar dışındaki ilk okul 1835'de Gabrovo'da açıldı. Bu okulda eğitim, karşılıklı eğitim metodu diye adlandırılan temele dayanıyordu, yani öğretmen büyük öğrencileri eğitiyor, buna karşı onlarda daha küçükleri eğitiyorlardı. Sınıfları olan okullar daha sonra kuruldu. Erişkinlerin eğitilmesi amacıyla kültürel merkezler kuruldu. Bu merkezlerde toplumun yararlanması için Bulgar ve yabancı kitaplar, dergiler, gazeteler vardı. Eğitimin gelişmesiyle ortaya çıkan bir grup Bulgar aydını, yurtseverlik ruhunu geliştirdiler. Bu aydınlar arasında öğretmenler, rahipler, ikon ressamları, kitap yayıncıları, gazeteciler, dergi yayıncıları, bunları satan memurlar Bulgar belediye görevlileri vb. vardı.
Bulgar dini bölgeleri eğitim alanında önemli rol oynadılar. Başlangıçta Bulgarlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki diğer ortodokslarla birlikte dini bölgeler oluşturdular. Bunlar "Bizans Bölgeleri" olarak bilinir.
Ancak kalkınma çabası güç kazandıkça, hiçbir ulusal nitelik taşımayan bu birimler yerlerini tümüyle Bulgar bölgelerine bırakmaya başladılar. Bu bölgeler "çorbacı" denilen bölge başkanlarının yönettiği 5 ila 12 yaşlı üyeden oluşan konseylerce yönetilirdi. Bölge konveyleri, devlet vergilerinin dağıtımı ve toplanmasında Bulgar halkı ile Türk yetkilileri arasında aracı olarak hareket ederlerdi. Aynı zamanda her iki toplum arasındaki ilişkilerde ve İstanbul Patrikliği ile olan ilişkilerde de aracılık ederlerdi. Kiliselerin ve okulların yapılması ve yönetilmesi, toplum düzeninin ve ahlak törelerinin gözlenmesi ve benzeri işlerle ilgilenirlerdi. Bölge konseyleri sayesinde Bulgarlar siyasi güce ve kilisenin gücüne bireysel olarak değil, bir topluluğun üyeleri olarak karşı çıktılar ve bu da onları kendilerine güven duymaya, özel ve toplumsal çıkarlarını korumak üzere birleşmeye yöneltti.
Bu yeni güç ve birleşme ruhu, özellikle, bağımsız bir ulusal kilisenin kurulma çabasında kendini gösterdi. Bu savaşın, XIX. Yüzyılın ikinci çeyreğinde, Aratsa, Üsküp Samokov ve başka yerlerde yerel Yunan piskoposlarına karşı protesto kampanyaları ile başladı. Sonraları hareket, amacına ulaşarak Yunan Piskoposların yerini Bulgar Piskoposları aldı, kilise vergileri ve halktan toplanan harçlar düşürüldü. 40'lı yıllardı hareketi Neofit Bozveli yönetiyordu. Bu sırada mücadelenin merkezi, Bozveli'nin Bulgar zanaatkarlar ve tüccarlardan oluşan geniş topluluğun içinde önemli destekler bulduğu İstanbul'a kaydırıldı. İstanbul'un Fener bölgesinde bir Bulgar toplumu kurulması ve bir Bulgar kilisesinin açılışı ile mücadelede bir adım daha atılmış oldu.
Bağımsız bir ulusal kilise için mücadele başlatılıncaya kadar, Osmanlı yetkilileri bulgarla'a ayrı bir halk gözüyle bakmıyorlardı. Onlar Rum Milleti (Bizans halkı)'nın bir parçası olarak kabul ediliyor ve etnik bir topluluk olarak değil dini (Ortodoks) bir topluluk olarak muamele görüyorlardı. XIX. Yüzyılın ilk yarısından kalma bazı dini bölge mühürlerine bakılırsa, Bulgarlar kendileri bile dini bölgelerine "Bizans", yani Ortodoks Hıristiyan adını takmışlardı. Bununla birlikte, kilise bağımsızlığı için mücadelenin başlangıcından sonra durum değişti. İstanbul'daki ve kalkınma hareketinin güç kazanmaya başladığı bütün Bulgar topraklarındaki Bulgarlar, kendilerini Bulgar milleti olarak adlandırmaya ve ayrı bir millet olarak tanınmayı istemeye başladılar.
Son
Menüye Dön