SURİYE VE TERÖR
Bu sırada Suriye yönetimi, uluslararası terörizmle olan ilişkilerini yalanlama gereğini duymuyordu. Örneğin, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara, Eylül 1986'da "Washington Post" gazetesinde yayınlanan bir mülakatında, Abu Nidal'le olan bağlantılarını doğrular bir şekilde konuşmuştu. Buna rağmen, Abu Nidal'in eylemleri, Esad'ı gittikçe sıkıntıya sokmaya başlamıştı. Eylül 1986'da Karaçi'de bir Pan-Am yolcu uçağının Abu Nidal tarafından kaçırılmasından sonra Pakistan Devlet Başkanı Ziya ül-Hak, Esad'a ülkesinde faaliyet gösteren terör örgütlerinin Suriye kaynaklarından nasıl yararlandıklarını gösteren kalın bir dosya gönderdi. Esad, Abu Nidal'i ve adamlarını Şam'dan atmak için Temmuz 1987'yi bekledi. Gitgide artan uluslararası tepkiler ve diplomatik baskılar üzerine Şam yönetimi, Suriye topraklarında Abu Nidal'e sağladığı kolaylıkları sona erdirmiş gibi göründü. 1987 Haziran ayında Abu Nidal'in Şam'ın yakınında üslendiği Yarmuk kampı kapatıldı. Ancak bu göstermelik bir hareketti. Abu Nidal'e destek Lübnan üzerinden devam etti. Suriye son yıllarda, Batı ile olan ilişkilerini düzeltmek ve dengelemek için terörle olan tüm bağlantılarını kesmiş görünümünü vermeye çalışıyor. Oysa Şam'ın bütün yaptığı, sınırları içinde üslenen terör üslerini ve operasyon merkezlerini Suriye'den, Lübnan'a kaydırmış olmasından öteye gitmiyor. Suriye, saplandığı terör batağından göstermelik olarak kurtulmak için adı terör eylemlerine karışmış birçok subayını saf dışı bırakmıştır. Bunlardan biri de Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Muhammed Khouly'dir. Khouly, Nisan 1986'da EL-AL uçağına düzenlenen başarısız bombalama olayından sonra görevden alınmıştır.
Şam yönetimi, Ebu Nidal Örgütü'nün Suriye'deki bürolarını Haziran 1987'de kapatmış, Venezüella'lı terörist "Çakal" Carlos'u ve ailesini Eylül 1991'de sınırdışı etmiş, Ekim 1992'de Bekaa'da El-Hilwah köyündeki PKK eğitim üssünü kapatmıştır. Söz konusu kamp kısa bir süre sonra tekrar faaliyete geçmiştir. Suriye'nin bütün iyi niyet gösterilerine rağmen, bazı çok tehlikeli terörist guruplara ev sahipliği yapmaya devam ettiği de biliniyor. Suriye, bir yandan Amerika'nın önderlik ettiği barış hareketlerini destekler görünürken öte yandan, İran'ın, Suriye Havayolları'nı kullanarak, kontrolünde bulunan Bekaa vadisine yolladığı silahları, Hizbullah örgütüne ulaştırmaktan da geri kalmıyor. Yunanistan'ın ve "Güney Kıbrıs"ın PKK terör örgütüne gönderdiği silahlar da yine aynı şekilde örgüte teslim ediliyor. Hizbullah, 1993'den sonra, İsrail'e karşı saldırılarını yoğunlaştırmış, Arap-İsrail anlaşma çabalarını engellemeye çalışıyor. Suriye'de üslenmiş bulunan Filistinli radikal gruplar ise gene Suriyeli'lerin kışkırtmaları ile Gazze ve zaman zaman Kuzey İsrail'de bulunan sivil yerleşim bölgesindeki sivillere indifada bağlantılı saldırılar düzenletiyorlar. Suriye'nin, bu şiddet olaylarında doğrudan yer aldığı kanıtlanmamışsa da, olayları tasvip ettiği, izin verdiği diplomatik kaynaklarca tesbit edilmiştir.
Şam'ın amacı, Arap ülkelerinin, İsrail ile olan uzlaşma girişimlerini sabote etmeye yöneliktir. Buna rağmen, Mısır'dan sonra Yaser Arafat ve Ürdün Kralı Hüseyin Arap ülkeleri olarak İsrail ile dostluk kurmayı başarmışlardır. Suriye, şu sıralarda çok örtülü bir şekilde, radikal dinci örgütlerin, onun yayılmacı emellerine ulaşma konusunda yardımcı olabileceklerine ve bu yeni görünümlü terörü bir silah olarak kullanabileceğine inandığı sürece, dünya ile olan ilişkilerini geliştiremeyecek, bölgede barışı tehdit eden bir çıban başı olarak kalmaya devam edecektir. Suriye'nin görüntüsünü en gerçekçi bir şekilde ortaya koyan İsrail Başbakanı İzak Rabin öldürülmeden 24 saat önce yaptığı bir konuşmada Suriye'nin analizini şöyle yapmıştı: "Suriye'yi yönetenlerin ne düşündüklerini anlamak kolay değildir. Alınan kararların tek bir uygulayıcısı var ve o da kağıtlarını daima kapalı tutarak, karşısında bulunanları her an şaşırtabiliyor. Suriye'yi 18 yıl yöneten Hafız Esat hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Bugüne kadar Suriye hakkında pekçok şey duydum ama, gene de birşey bildiğimi söyleyemem".
Suriye şu sıralarda bir yalnızlığa itilmiştir. İtildi mi, çekildi mi bu konuda kesin bir değerlendirme yapmamız mümkün değil. Ama kesin olarak görülen şu ki, Suriye tek kelime ile Batı dünyasından olduğu kadar, komşuları tarafından da dışlanmıştır. 1995 yılı sonlarında Ürdün'de yapılan "Ortadoğu Ülkeleri Ekonomik Zirve Toplantısı"na, Suriye ve kontrolü altında bulunan Lübnan katılmadı. Bu yüzden bölgeye yönelik dış yatırımlar çoğunlukla Mısır, Ürdün ve Filistin Yönetimi'ne kaydı. Suriye, şu sıralarda çok kişi için güvensiz bir ülkedir. Bugüne kadar Hafız Esad'ın hayalleri için kan dökenler bile bu ülkede korku ve güvensizlik içinde yaşıyorlar. Bir zamanlar, Yaser Arafat'a karşı cephe kurmuş olan 11 Filistin gerilla örgütü silahlarını bırakmış, bir köşeye çekilmiş korku içinde geleceklerinin ne olacağını bekliyorlar. Korkuyorlar, çünkü Suriye'nin uluslararası terörü besleyerek dünyayı kana nasıl boğduğunu olaylarda rol aldıkları için çok iyi biliyorlar. Abu Nidal'in Libya'ya, Ahmet Cebril'in İran'a gittikleri söyleniyor. PKK'nın danışmanı Yunan kökenli Suriyeli Hawatme şu sıralarda bir salon adamı olarak ortalarda dolaşıyor. Suriye'nin yıllarca kullandıktan sonra "Çakal Carlos"u Fransızlara teslim etmesi "Emekli Teröristler"in Suriye yönetimine karşı güvensizliklerini daha da arttırıyor. Şu sıralarda tam bir çöküntü içine girmiş bulunan PKK'nın lideri Abdullah Öcalan da her an başına neler gelebileceği korkusu içinde yaşıyor. Suriye'nin "terörizm tekniği"nin en büyük özelliği kendisine hizmet etmiş olsa bile terörist örgütlerin liderlerini rahatlıkla harcayabilmesidir.
Suriye için hayat devam edercesine, terör de devam ediyor. Filistin Kurtuluş Örgütünü parçalayıp yarattığı terör örgütlerinin faaliyetleri iflas edince, PKK'yı yarattı. Ancak ondan yalnızca Türkiye'ye karşı yararlanabildi. Suriye için asıl önemli olan ise Batı dünyasını karıştırmaktır. Hafız Esat şimdi aşırı dinci terör guruplarını sahneye çıkarmaya başladı. Ağustos 1995'de aşırı dinci Hamas Örgütü'nün liderlerinden Ebu Marzuk'un ABD'de tutuklanmasından sonra devam eden tehditler, Washington'u, Suriye'ye karşı harekete geçirdi. Bu arada Ağustos ayı sonlarında "Washington Post" gazetesinde yer alan bir haberde, ABD Dışişleri Bakanı Warren Cristopher, Ortadoğu terör örgütlerinin, Amerikalılara ve ABD çıkarlarına yönelik tehdit ve eylemlerinden Suriye'nin sorumlu tutulacağını belirtti.
Suriye'nin kontrolü altındaki BEKAA'da TKP/ML,PKK, DEV-SOL, SVP ve "16 HAZİRAN HAREKETİ"nin kampları bulunmakta, TKEP, ACİLCİLER, TKSP ve ÜÇÜNCÜ YOL örgütlerinin mensupları bu kamplarda eğitilmektedir. Ayrıca DHB, TKP/ML Yurtdışı Bürosundan merkezi düzeyde birkaç kez yardım talebinde bulunmuşlar, bu isteğin olumlu karşılanması üzerine BEKAA'da bir kamp açabilmişlerdir. Söz konusu tüm örgütlerin burada resmi ya da yarı resmi sayılabilecek düzeyde temsilcilikleri mevcuttur. Bu örgütler belirli zamanlarda bir araya gelerek ortak bildiri yayınlarlar ya da açıklamalarda bulunurlar. "Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu/Geçici Merkez Komitesi" (THKO/GMK)'den ayrılan THKO/MB 1980 Nisan ayında TKEP adını almıştır. "Milli Demokratik Devrim" (MDD) stratejisini benimseyen ve geçmiş dönemde SSCB yanlısı bir tutum izleyerek, TKEP, sosyalist görüş doğrultusunda, ML ilkelere dayalı ideolojik arayışını sürdürmektedir. TKEP'nin, Suriye ile ilişkileri 1971 yılında başlamıştır. O dönemde Suriye'ye kaçan bazı drijanlar EL-FETİH başta olmak üzere "Filistin" örgütleriyle temas kurmuşlar, Şam'ın desteği ve himayesinde ülkedeki terör eğitim kamplarında barınmışlar, ideolojik eğitime, teorik ve pratik gerilla eğitimine tabi tutulmuşlardır.
Devamı Var
İleri