Romanya'da Yaşayan Türkler
14. yüzyılda, Aydınoğulları Beyliği'nin Dobruca bölgesine yaptığı birkaç saldırıdan sonra, Balkanlar'da asırlar sürecek yeni bir dönem başlar. 1391'de, Osmanlılar'a vergi vermeyi kabul eden Eflak (Valahya), Yıldırım Bayezid'in 1397'deki Niğbolu Zaferi'nden sonra ise, kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçer. Boğdan ise II. Beyazıt'ın, 1484'te Kili(Kila) ve Akkirman'ı fethinden sonra Osmanlılar'a bağlanır. Osmanlılar, Rumeli'ye ayak bastıklarında, buradaki Kuman, Peçenek, Oğuz Türkleri'yle karşılaşırlar. Bunlar, Osmanlılar'ın Rumeli'deki ilerleyişlerinde ve bölgede uzun süre kalabilmelerinde önemli bir rol oynamıştır.
Eflak ve Boğdan, Osmanlılar'a bağlandıkdan sonra önemli hak ve ayrıcalıklara sahip özerk bir prenslik olarak yönetilmiştir. Bunlarda, Osmanlı Kanunları tatbik edilmemiş Beylerbeyi ve kadı da gönderilmemiştir. Fakat bölgede hutud kalaleriyle, askeri teşkilat bulundurulmuştur.
II. Beyazıt, Dobruca'yı fethettikten sonra Karadeniz'in kuzeyinden çağırdığı Tatarlar'la, Anadolu'dan getirdiği çoğu konar-göçer (yörük) olan Türkler'i Dobruca'ya yerleştirir. 1783'te Kırım'ın Ruslar'a bağlanmasından sonra da bir kısım Kırım Türkü Dobruca'ya göç eder.
1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra Romanya bağımsızlığını kazanır. Bu tarihten sonra ise Dobruca Türkleri akın akın "Ak Topraklar" dedikleri Anadolu'ya göçe başlarlar. Göçler 1910'a kadar yoğun bir şekilde devam eder. Bundan sonra 1935-37 yıllarında yapılan göçlerle de Dobruca, Türkler tarafından adeta boşaltılır. 23.08.1944'te başlayan komünizm döneminde de, bilhassa varlıklı ve aydın kişilere karşı yapılan baskılar sonucu bir kısım Türk Anadolu'ya göç eder. Bütün bu göçlere karşılık 1920'lerde 250 bin civarında olan Türk nüfus, azala azala bugünkü sayıya düşmüştür.
Görüldüğü gibi Dobruca, birçok Türk boyunun uğrak yeri olmuş; bunların bir kısmı Hristiyanlığı kabul ederek Romenler'e karışıp gitmişler; bir kısmı da kende aralarında karışarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Romen ulusunun oluşumunda, eski Türk kavimlerinin önemli rol oynadığı kaynaklarda belirtilmektedir. Romenler arasında bugün bile varlığını koruyan birçok Türkçe isim bunun canlı bir göstergesidir. Macarlar'ın yoğun olarak yaşadığı Sibiu Şehri'nde, "Çangıy" ve "Sakuy"lar denilen ve kendi aralarında eski bir Türçe konuşulan topluluğun da, Katolikliği kabul eden ve zamanla Macarlaşan Kuman Türkleri olduğu tahmin edilmektedir.
Tatar Türkleri kendilerinin Tat, Keriç-Çongar ve Nogay olmak üzere üçe ayırmaktadır. Bahçesaray civarından gelen Anadolu Türkçesi'ne yakın olanlara Tat; Dobruca'ya ilk yerleşen, şiveleri Kuzey Tükçesi'ne benzeyenlere Nogay; 1860'lardan sonra gelen ve Dobruca'daki Kırım Türkleri'nin çoğunluğunu teşkil edenlere ise Keriç-Çongar denilmektedir. Evlâd-ı fâtihan dediğimiz Türkler ise, tipik bir Rumeli Türkçesi konuşmaktadırlar. Bunların yanında, Türkçe'yi canlı bir şekilde yaşatan ve millet adı verilen Çingeneler de vardır. Bunlar, Osmanlılar döneminde İslamiyeti kabul ederek Türkçe'yi öğrenen bir topluluktur. Kendilerini Türk kabul eden bu topluluk, Türk milletvekilleri için oy kullanmaktadır.
Türk ve Tatar Birliği
Romanya'nın birliğine ve bütünlüğüne sadık, problemsiz bir azınlık olarak varlıklarını sürdüren Türkler, kurduğu birliklere kendilerine tanınan anayasal haklardan yararlanmaya çalışmaktadır. Komünizm öncesinde de birçok cemiyete sahip olan Türkler, sosyalist rejimin devrilmesinden sonra 29.12.1989'da "Romanya Demokrat Türk Müslüman Birliği"ni kurarlar. Bu birliktelik ne yazık ki kısa bir süre sonra; birliğin Romanya Türkleri'nin Demokratik Birliği (Uniunea Democrata Turca Din Romanıa) ve (Uniunea Democrate a Tatarilor Turk-Müsluman din Romania) Romanya Tatar-Türk Müslümanlarının Demokrat Birliği olarak ikiye ayrılmasıyla bozulur/bozdurtulur. Bu iki topluluk, girişimler sonucu 30.07.1994'te Türk-Tatar Birlikleri Federasyonu altında birleşmişlerdir.
Son
Menüye Dön