Ruslar Tarafından İşgali (1632'den Sonra)
Kendilerine "Saha" adı veren Yakutlar esas itibariyle bir Türk kavmidirler. Baykal gölü civarından göç ederek, tedricen Lena boyunu işgal eden Yakutlar, Doğu Sibir'in en eski kavimlerindendir. Yakutlar'ın dili, diğer Türk şivelerinden epey farklı olduğundan onların Türk kitlesinden çok erken ayrıldığı ve Sibir'in diğer unsurlarıyla karışarak, bir Yakut kavmi meydana getirdiği anlaşılmaktadır.
Yakutlar, eski Türk yurdundan hayvanlarını da (at, sığır) birlikte getirdiklerinden, Sibir'in şiddetli iklim şartlarına bakmaksızın, ehli hayvan beslemeğe devam edebilmişlerdi. Böylelikle, Sibir'in şimalindeki diğer kavimlerden farklı bir ekonomik hayat kurmuşlardı. Hayvan beslemekten başka, nehirlerde balık ve ormanlarda kıymetli kürk avlamak meşguliyeti de çok gelişmişti.
Yakutlar, hemen hemen bütün Lena havzası boyunca yarı uruğlar halinde yaşıyorlardı. Bu uruğlara, Yakutça "con" deniliyor ve her "con"un başında, kendi beyleri, (Yakutça "toyon") bulunurdu. "Toyon" (toyun) eski bir Türkçe lâkap olup, Avarlar'da ve Hazarlar'da rastlanmaktadır; bunun Rusça'ya da (Hazarlar vasıtasıyle) geçtiği ve XVII. y. Yıla kadar kullanıldığı biliniyor. Sibir'e Ruslar girmek üzere iken, Yakutlar'ın, bir kısmının Tigin adlı bir "toyun"un idaresinde bulundukları rivayet edilmektedir; Tigin adı da Türkler'de maruf adlardan olup "prens" manasına gelir.
Yakutlar'ın en kuvvetli uruğu, Lena nehrinin sol sahilinde yaşayan "Namas"lar idi. Bunların güneyinde de "Kangalas"lar, Lena'nın sağ tarafında, çok kalabalık bir uruğ olan "Mengin"ler vardı. Aldan'a dökülen Tanda boyunda "Borogon"lar, daha doğuda "Baturust"lar, "Batulin"ler v.b. Yakut uruğları bulunuyordu.
Dış ticarette en mühim mal teşkil eden ve yabancı memleketlerin devlet adamlarına rüşvet ve hediye olarak dağıtılan kıymetli kürklere, Moskova'nın çok ihtiyacı vardı. Samur, sansar, kara tilki, kakım, sincab ve kunduz gibi kıymetli kürklü hayvanların en iyisi, Yakutlar'ın ülkesinde bulunurdu. Bundan haber alan Ruslar, "Lena" boyuna geçerek, Yakutlar'ı da "yasak" ödemeğe zorlamağa başladılar.
1632'de Lena nehrinin orta kısmında, Yakutsk şehri kuruldu. Yakutlar üzerindeki Rus hakimiyeti işte bu şehirden icra edilecekti. Rus "yasakcı"ları, Yakutlar arasında muhtelif yerlerden giriyorlar ve "kürk" topluyorlardı; aynı yerde bazen iki grubun adamları faaliyette bulunuyorlardı. Mangazay (Mangazeya)'dan gönderilen bir Rus (Kazak) müfrezesi 1633 ilk baharında, Yakutsk şehrinden gönderilen bi rbaşka Rus grubu ile karşılaşmıştı. Rus Kazakları veya "iş adamları", bazan kendileri için "kürk" talep etmek maksadiyle Yakutlar arasına gidiyorlardı. Böylece Yakutlar ülkesi, tam bir Rus yağmasına uğramış bulunuyordu.
1633'de, Yakutlar Ruslar'a karşı durmak teşebbüsünde bulundular ve birkaç Rus Kazağını öldürdüler. 1634'te, birkaç Yakut uruğu ayaklandı; fakat bunlar, Yakutsk şehrindeki Kazak atamanı, İvan Galkin tarafından şiddetle bastırıldılar. İkinci büyük ayaklanma da 1636-1637 yıllarında oldu; bu hareket de aynı şiddetle tedib edildi.
Rus Kazakları az olmalarına bakmaksızın, ateşli silâhlarıyla, Yakutlar arasında dehşet saçıyorlar ve birkaç bin kişilik Yakut kalabalığını, kolayca dağıtıyorlardı. Bir Kazak atamanı, 1637'de, Aldan nehri boyunca çıkarak, 1638'de "Butal'ski Ostrog"u kurunca, Yakutlar'ın esas yurtları da Rus kontrolü altına girmiş oldu. 1639 sonunda Aldan Yakutları, Tunguzlar ile birlikte, Ruslar'a karşı ayaklanmak teşebbüsünde bulundularsa da, yine muvaffak olamadılar. 1641'de, Yakutsk şehrine Moskova tarafından tayin edilen voyevoda Petr Golovin'in gelmesiyle, Yakut yurdunun Rus idaresi tarafından sistemli bir şekilde soyulmasına başlanmış oldu.