Türklük ve Tatarlık: Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı

Onun imparatorluğu, 13. yy. sonlarında Doğu Avrupa'dan Çin'e kadar bağımsız Hanlıkların kurulmasıyla parçalandı ve Cengiz soyundan hanedanlar ve Moğol yasası Avrasya'da yeni kimliklere vücut verdi. Doğu Avrupa'da egemen bir imparatorluk kurmuş olan Altın-Ordu Ulug Hanlığı burada yaşayan Türk halklarına yeni bir ad, yeni bir kimlik kazandırdı ve bütün bu halklar bir Moğol kabilesi olan Tatar adıyla tanındı. Aslında Doğu Avrupa'da oturan bütün halklar ve Moğolca konuşan 40-50 bin kadar egemen Moğol kabileleri de Türkçeyi benimsediler, Türkleştiler. Bu gelişmeyle beraber aynı zamanda Cengiz Han Yasası özellikle burada kurulan hanlıklarda hakim bir kimlik kaynağı olarak süregeldi. Kırım Hanlığı, Altın-Ordu Ulug Hanlığının Cengiz Han'ın orunlarından Dogay Timur soyundan inmektedir. Kırım Hanları, İtil ırmağının aşağı kısımlarında Altın-Ordu Ulug Hanlarını yurdunu ele geçirerek Altın-Ordu İmparatorluğunu yeniden canlandırmak için 16. asır ortalarına kadar mücadele etmekten geri kalmayacaklardır. Cengiz Han soyundan olmaları dolayısıyla onlar Tatarlık kimliğini daima önde tutacaklardır. Kırım Tatarları adıyla tanıdığımız halk, ancak 20. yüzyıl başlarından itibaren kendi asıl Türk kimliğini öne sürmeye başlamıştır. Uyanış hareketinin bu aydın liderleri arasında ilk safha büyük Türk milliyetçisi Gaspıralı İsmail Bey gelmektedir. O, Osmanlı ülkesindeki aydınlardan daha önce 1883'de çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesine koyduğu "dilde, fikirde, işde birlik" sloganıyla Türkçülük hareketinin ilk büyük önderlerinden biri olmuştur. Bugün Kırım Türkleri arasında, Tatarlık ve Türklük polemiği sürüp gitmektedir. Aslında Kırım halkı bir Moğol halkı değildir. Step'de barınamayan Türk kavimleri çok eski zamandan beri Kırım'a sığınmış ve oradaki Türk halkını oluşturmuştur.

Bunlar Hun Türkleri, Hazarlar ve hepsinden daha çok Kıpçak Türkleridir. Tatar adı, ancak Altın-Ordu Moğol devleti kurulduktan sonra devletin gücüyle kazanılan bir yeni kimliktir. Bugün Tatarlık tezini savunanların mantıkları şudur: Türk kimliğini benimsediğiniz takdirde Türkiye veya başka bir Türk halkı içinde eriyip gideriz, Kırımlı benliğimizi kaybederiz ve Kırım'da bağımsız bir devlet için iddialarımızı yürütemeyiz. Buna karşı Gaspıralı İsmail Bey'den beri Kırım'ın milliyetçi liderleri Türk kimliğini belirtmişlerdi ve Kırım'ın ancak Türk dünyasının desteğiyle yaşayabileceğini vurgulamışlardır.

Kırım Hanlığı zamanında Osmanlılara karşı Cengiz Han ve Tatarlık sürekli bir biçimde savunulmuştur. Cengiz Han soyundan inen Kırım Hanları tabiatiyle Tatarlık kimliği üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bunlar arasında özellikle I. Murad Giray Han, Moğol gelenekleri ve Türe-i Cengiziye diye adlandırılan Cengiz Han Yasasını herşeyin, hatta şeriatın üzerinde tutuyor, hanlıkta Osmanlı padişahının otoritesini savunan ulemayı dışlamaya çalışıyordu. Bu tutumda olan hanlarla beraber Kırım aristokrasisi, yani Mirzalar da aynı tutumu paylaşmaktaydılar. Onlar, Osmanlı devletinin hanlık üzerinde otoritesini güçlendirme girişimleri karşısına çıkıyor, İstanbul'dan bağımsız olarak kendi hanlarını seçiyor ve onu padişaha karşı destekliyorlardı. Osmanlı padişahına karşı âsi olan Giraylar ancak onların desteğiyle bu harekete cesaret etmekteydiler.

Malumdur ki, bağımsızlık yandaşı olan Şahin Giray Han onların desteğiyle böyle bir girişimde bulunmuştur. Kırım kabile aristokrasisi genellikle Karaçu denilen dört güçlü kabileden oluşmaktaydı ve bunların ilki Şirin kabilesinin beyi başbey olarak han seçiminde ve Osmanlı Devletiyle ilişkilerde kesin bir rol oynardı. Kırım Hanlığının Osmanlıya tabiliğinde de Şirin kabilesinin beyi Eminek Mirza kesin bir rol aynamıştır. Bilindiği gibi, Kırım Hanlığı 1440'da kesin Ulug Hanlıktan ayrılıp Kırım ve kuzey steplerinde bağımsız bir hanlık olarak ortaya çıkmıştır.

Devamı Var

İleri