Şamil'in Müdafaa Muharebeleri

1859 Eylülünün 11 inci günü Temirhan Şûradan dörder at koşulu büyük posta arabalarıyla hareket eden ve miralay Trombovski'nin kumandası altındaki hazin kafile Şâmile ile kırk kişilik maiyet ve aile efradını Rus başkenti Sen Petersburg'a götürüyor vatanın büyük hürriyet ve istiklâl mürşidi Kafkasya'ya ebedi olarak veda ediyordu.

Şamil Petersburg'a varır varmaz , kendisini büyük bir sabırsızlıkla ve ruhuna sığamayan bir heyecan içinde beklemekte olan imparator tarafından derhal kabul edilmiş ve saray teşrifat ve protokolunu bir anda unutan bu azametli ve mağrur hükümdar , zamanın bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez kollarını açarak Şâmil büyük bir dost ve kardeş gibi kucaklayıp göğsüne basmış, aradaki koyu ve mutaassıp din ayrılığına ve husumetine rağmen bu dindar müslümanı yüzünden ve sakalından öpmekten kendini menedememişti. Şâmil'in Petersburg'daki misafirliği bir ay kadar devam ettikten sonra, esaret yıllarını geçirmek üzere kendisine ikamet yeri olarak tâyin edilen Kaluga şehrine gönderildi.

Şâmil'in bugün yarın diye oyalanarak Kalugadaki esaret müddeti tam on sene sürmüş ve bu müddet zarfında zevcelerinden Zehiddetten Muhammed Kâmil isminde bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir. Bu çocuk hâlen hayatta ve sıhhat ve afiyette bulunan ve Birinci Dünya harbinde Kafkasya'ya karşı harekatta bulunmak üzere mühim bir gönüllü kuvvet teşkil ederek Türk ordusuna pek kıymetli hizmetler ifa etmiş olan Kâmil Paşadır. Şâmil'in bu şehirde esaretini geçirdiği meşhur bina, Ruslar tarafından son Bolşevik ihtilâline kadar ve belki de hâlâ sırf şanlı sakininin hatıralarını teşhir eden bir müze halinde muhafaza edilmiştir.

1869 senesi Nisanının ilk günlerinde yani esaretinin onuncu senesi Kalugayı terkederek Kiyefe gelip yerleşen Şâmil, artık tamamiyle takattan düşmüş ve yaşının icap ettirdiğinden pek fazla ihtiyarlamıştı. Artık kanatları düşen ihtiyar kartal, hâlâ Rus Başkumandanının kendisine yol vereceği halde sözünü tutmadığından yana yakıla şikâyet ediyor ve eğer Türkiye'ye gitmemde sizce bir mahzur varsa hiç tekrar avdetime müsaade ediniz diye ısrarda bulunuyordu.

Çar İmamın bu büyük arzusunu yerine getirirken ikinci bir tedbir olmak üzere de büyük oğlu Gazi Muhammed'in , hassa generali ve imparatorluk yaveri harbi olarak kendi yanında bırakılmasının Şâmil'den bilhassa rica etmişti. Çarın iradesi muhakkak yerini bulacaktı çünkü bu parlak teklif Şâmil'e karşı bir cemilekârlık olmaktan ziyade imparatorun elinde bir rehine bulundurmak arzusundan ileri geliyordu. Çar, Hac vazifesini ifa etmek ve Medine'ye gidip gelmek üzere seyahatine müsaade ettiği Şâmil'in bütün ailesi erkânını birlikte götürmesine ve hattâ Haccı ifa etmek arzusunda bulunan yetmiş kadar Dağıstanlı'nın da bu dini arzularının is'afına muvafakat etmiş ve bu kafilenin bütün refah ve istirahatını temin için hususi bir vapur tahsisini irade etmişti.

Şâmili getiren Rus vapuru, Dolmabahçe sarayı önünde demirledikten sonra sultanın yedi çift muhteşem saltanat kayığı Şâmil ile aile mensuplarını Kabataş iskelesine çıkarmışlar ve orada hazır bulunan establı âmire arabalarıyla doğru Beyazıt'a götürülüp burada padişah tarafından Şâmil'in ikâmetine tahsis edilen Sultan saraylarına misafir edilmişlerdir. Osmanlı hükümdarı Sultan Aziz, Dağıstanın muhteşem arslanını nasıl ağırlayacağını bilemiyor, bunu tahmin edebilmek için hazinei hümayununu ve her türlü şahane ihsanlarını ölçüsüz bir cömertlikle önüne seriyordu. Padişahla, Kafkasya'nın büyük ihtilal mürşidi arasında karşılıklı muhabbet cümleleri taati edilirse de Şamil ruhunda ebedi bir sızı olarak yaşayan büyük bir hicranını açıklamaktan kendini alamamıştır . -Şevketlü Padişahım dedi. Bana yapabileceğiniz en büyük lütuf ve ihsan, Ruslara karşı tam otuz beş sene Allahımıza sığınarak yaptığımız milli mücadele sıralarında bizi ordularınızla desteklemek idi. Bunu da yapamadınız, hiç olmazsa silâh ve cephane vermek suretiyle yapılabilecek yardımlar bile gerek cennetmekân biraderi mükerremleri Sultan Abdülmecid tarafından gerekse zâtı şahaneleri canibinden nasılsa yapılamamış ve bilhassa Kırım muharebesinde zuhur eden pek büyük fırsatlardan da asla istifade edilemediği gibi Ruslarla müsabaka yapılarak Kafkasya tam yarım milyonluk bir istilâ ordusunun karşısında yalnız başına terkedilmiştir. Diye acı acı şikayet eden Şâmil'in yaralı gönlünü tedavi etmek için onun en büyük ve son muradını yerine getirmeği derhal kabul eden Sultan Aziz iki elini başına götürerek : -Başımın üstüne! diye taahhüde girişmiştir.

Şâmil'in bu son ve tek arzusunu yerine getirmek Sultan Aziz gibi azametli bir padişah için olsa bile cidden zor ve tehlikeli bir işti. Çünkü ortada Rus Çarı İkinci Aleksandr'ın kat'i bir irade ve arzusu bahis mevzuu idi. Bu iradeye göre Şâmil, Medine'ye kadar gidip Haccı ifa ettikten sonra derhal Rusya'ya dönmeliydi. Hattâ bu hususta Şâmil'den en kat'i surette söz bile alındığı gibi oğlu Muhammed Şef'i de bir nevi rehine olarak Çarın sarayında alıkonulmuştu. İşin olanca zorluğuna rağmen Sultan Abdülâziz, haysiyet ve itibarını tehlikeye koyarak ve her şeyi gözüne alarak İstanbul'daki Rus Büyük Elçisi meşhur İgnatiyef'i sarayına davet etti. Rus Büyük Elçisi Sultan Aziz'in dâvetini kabul ederek derhal saraya gelip huzura girdiği vakit Osmanlı hükümdarının bu garip teklifi karşısında şaşalamıştı. Sultan Aziz Rus Büyük Elçisini huzuruna kabul eder etmez:

-Haşmetlû Çar Aleksandr hazretlerine hürmet ve tazimatı mahsusamı bildiriniz benim pek aziz misafirim olan Şeyh Şâmil Hazretlerini Hicazda Peygamberimiz'in kabri saadetleri civarında ibadet ve ta'atle hayatını geçirmesine müsaade etmelerini rica ederim, demişti.

Pek gariptir ki Rus Çarının biraz da hükümranlık ve hükümdarlık satvetini incitir gibi görünen bu teklif Çar İkinci Aleksandr 'ın itirazına maruz kalmadan ve aynen kabul edilmiştir.

Hicaz'a giderken, Mısır'a da uğrayarak bir müddet kendisine misafir olmasını rica eden hidiv İsmail Paşa'nın bu dâvetinden haberdar edilmiş olmalı ki Şâmil'in kendisine veda edip Mısır'a hareket edeceği esnada padişah Mısır hidivi ile aralarındaki bu pürüzlü meselelerin hallini büyük bir ümit ve emniyetle Kafkasya'nın şanlı ve muzaffer mağlubuna havale etmişti.

Şâmil'in Hicaza giderken yol üstü yaptığı bu ziyaret ve misafiret sırasında padişahın kendisine emanet ettiği o vazifeyi parlak bir muvaffakiyetle başardığı ve mes'ut bir neticeye bağladığı söylenmektedir .

Şâmil, hayatından tamamiyle ümit kestiği esnada acıklı bir mektupla Sultan Azize müracaat ederek, ailesini eline emanet edecek hiçbir erkek evlâdının yanında bulunmadığından yana yakıla şikayet etmiş ve Rus Çarı nezdinde tavassutta bulunarak büyük oğlu Gazi Muhammed'in son nefesinde olsun babasını ziyaretini temin etmesini rica etmişti. Rus İmparatorunun padişahın bu ricasını yerine getirip Gaziyi babasının yanına göndermesi işte bu suretle ve bu sıralarda vukua gelmiştir. Gazi Muhammed'in , Osmanlı sarayına ve Türk ordusuna intisabı ise Sultan Aziz zamanına değil , İkinci Sultan Hamid'in ilk günlerine tesadüf edip mirlivalık(Tuğgeneral) rütbesiyle dahil olmayıp feriklik (Korgeneral) payesiyle maiyeti seniye yaverliğine kabul edildiğ ve o esnada sadrazâm bulunan hürriyet babası Mithat Paşa'nın ısrar ve teşvikiyle bu kahramanın on bin kişilik bir Kafkas gönüllü süvari fırkası teşkil edip müşir Gazi Ahmet Muhtar Paşa kumandasındaki Anadolu ordusu emrine fevkalade yararlıklar gösterdiği tarihin şaşmaz hakikatlerindendir.

Rus çarlarının uykularını kaçıran ve en satvetli ordularını yıllarca darmadağınık eden o nur ve ateş dolu gözler, Medine'nin başucunda sönmeğe hazırlanan akşam güneşiyle âdeta beraber sönmüştü.

Yetim kalan Kafkasya'yı zindan karanlığı içinde bırakan bu müthiş küsuf hadisesi cereyan ederken akşam ezanına on beş dakika vardır. Hicri tarihle 1287 senesi zilkadesinin yirmi beşinci Çarşamba günüdür. 15.02.1871 Çarşamba

Son

Menüye Dön