Malazgirt Meydan Muharebesi
Böylece Türk ordusunun öncüleri ile Bizans kuvvetleri arasında vukua gelmiş olan, yukarıda söylediğimiz çarpışma Türk zaferi ile neticelendi. Selçuklu süvarileri kendilerini hâlâ Ahlat garnizonuna bağlı, mahdut miktarda asker zanneden ve imparatora da öyle bildirmiş olan Basikales'i mağlûp ve esir ettiler. İmparator tarafından hemen ona yardıma gönderilen N. Bryennios da yaralı hâlde çekilmeğe mecbur oldu. Bu ilk başarıda ele geçirilen ganimet arasında kıymetli bir haç, büyük zafere alâmet sayılarak, Bağdad'a halifeye ulaştırılmak üzere Hamedân'da bulunan Nizâm'ül-mülk'e gönderildi. Kaçan Bryennios'dan izahat alan Diogenes, Malazgirt'ten hareket ederek Ahlat'a doğru ve Malazgirt'in 10-12 km. yakınındaki Zahva sahrasına geldiği zaman, bu vâdiye hâkim tepelerin Türk müfrezeleri tarafından tutulduğunu gördü ve olduğu yerde karargâhını kurdu. O gün akşam karanlığından itibaren Türk okçuları Bizans ordusunu tacize başlamışlar ve gece düşman karargâhına kadar sokulan küçük süvari grupları, aralıksız hücumlariyle, onları takatsiz düşürmüşlerdi. 26 ağustos 1071 Cuma sabahı Türk ve Bizans orduları karşı karşıya mevzii almış bulunuyorlardı.
İki ordu arasında sayıca fark büyüktü. Kappadokia, Phrykia ve Elcezîre kuvvetleriyle Balkan eyâletleri askerlerinden başka, Ermeniler'den, Gürcüler'den ve ücretli Frank, Norman, İslav, Uz ve Peçenekler'den kurulu Diogenes ordusu, çoğu piyade olmak üzere, yüz binden aşağı değildi. Fakat, sadece kütle savaşı yapabilen bu ağır hareketli ordunun çeşitli zümreleri arasında tam bir anlaşma olmadığı gibi, kumandanlar içinde de zaferle alâkası olanların sayısı azdı. Daha 26 ağustos gününün erken saatlerinde Peçenek ve Uz kıt'alarından mühim bir kısmı, kendi saflarını terk ederek, soydaşları olan Selçuklular tarafına geçmişlerdi.
Diogenes yabancı askerlerin durumlarından şüphelenerek, ordugâhında kalan Uz ve Peçenekler'e "kendi usûllerine göre" sadâkat yemini ettirdi ve önceden Ahlat'a sevketmiş olduğunu gördüğümüz Trakhaniotes ile Frank Urselius'un geri dönmelerini emretti. Fakat bu iki kumandan, sultanın Ahlat'a bizzat geldiğini anladıkları zaman, kuvvetleri ile birlikte Fırat'a doğru çekilmiş bulunuyorlardı.
Buna karşılık, 4.000 hassa askeri ile birlikte yekûnu 15-20 bin tahmin edilen sultan ordusu (İbn'ül-Cevzî, 20.000; Sibt, İbn'ül-Adîm, Ahbâr, İbn'ül-Esîr, 15.000; İmâd'üd-dîn 14.000; İbnü Munkiz, 13.000) Süleymanşah, Mansur, Gevherâyin, Porsuk, Bozan ve Sav-tigin gibi seçkin kumandanlarının idaresinde, meşakkatlere tahammülü ve çoğu bozkır muharebe usûlünce yetişmiş, ok atmakta mâhir ve her birinin ayrıca birer yedek atı bulunan, serî manevra kabiliyetine sahip süvarilerden kurulu idi. Herhâlde buna Artuk Bey, Tutak ve diğer Türkmen beylerinin emrinde aynı derecede çetin ve akınlarda iyice pişmiş Türkmen birliklerini de ilâve etmek lâzımdır. Disiplin altında hareket etmesini bilen Türk birlikleri arasında anlaşmazlık da yoktu.
Müşterek gazâ fikri ve Anadolu'yu ele geçirme gayesi onları birleştiren unsurlardı. Anadolu'ya yöneltilmiş tahrip seferleri devamınca dâima teşebbüsü ellerinde tutmuş olan Türkler, son hesaplaşma saatlerinde de duruma tamamen hâkim bulunuyorlardı. Alp Arslan büyük muharebeyi Müslümanların mübarek günü Cumaya tesadüf ettirmiş ve ordusunun mâneviyatını takviye için, Abbâsi halifesi aracılığı ile, İslâm dünyasını âdeta seferber hâle getirmişti. Bütün câmilerde cuma hutbesinde okunmak üzere, el-Kaaim'in hazırlattığı, metni Ahbâr-üd-Devlet'is-Selçukiye'de kayıtlı dua her tarafa gönderilmişti. İki gün önceki çarpışmada sultanın imamı fakîh Ebû Muhammed b. Abd'il-Melik'il-Buhârî'nin zaferin kesin olduğuna dair müjdesi bütün orduya duyurulmuştu.
Devamı var
İleri