Eski Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanıyorlardı: Dağ, tepe, kaya, vadi, ırmak, su kaynağı, ağaç, orman, deniz, demir, kılıç, vb. Bunlar aynı zamanda birer ruh idiler. Ayrıca güneş, ay, yıldız, yıldırım, gök gürültüsü, şimşek gibi tanrılar tasavvur edilmiştir. Ruhlar iyi-kötü, yani iyilik seven, fenalık getiren olmak üzere iki gruba ayrılıyordu. Erkek tanrılar yanında bir de Umay denilen bir tanrıça vardı. Fizikî çevrede görülen tabiat ârıza ve hadiselerinin böyle telakki edilmesi Halk dinleri eski Yunan ve Roma dahil bütün eski kavimlerde umumîdir, hatta hayat tarzı üzerindeki tesirlerine göre bu ruhlar ve tanrılar, çeşitli topluluklarda değişik şekilde ehemmiyet taşırlar
Asya Hunları ilkbaharda (Mayıs ayında) Lung-çu bölgesinde ve sonbaharda atalara, tabiat tanrılarına kurbanlar keserlerdi. Hükümdar tan-hu, gündüz güneşe, gece tolun aya tazim ederdi. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar teşebbüslerinin isabetini ayın ve yıldızların hareketleri ile kontrol ederlerdi. Tabgaçlarda da ilk ve sonbaharlarda atalara kurban sunulur, tapınak makamındaki taş-ev içinde kesilen kurbandan sonra, civara kayın ağaçları dikilirdi ki, bunlardan kutlu ormanlar meydana gelirdi. Göktürkler kurt-ata mağarasının önünde tanrılara kurban takdim ederlerdi. Avrupa Hunlarında, çoktan kaybolmuş savaş tanrısının kılıcı bulunarak Attilaya teslim edilmiş, ve bu, Hun hükümdarının dünya hakimiyetine alâmet sayılmıştı. Ölüm halinde yas törenleri yapılır, kırda ise, ölü çadırın etrafında süratli atlarla dolaşılır, saç-baş dağıtılır, yüz, kulak bıçakla çizilerek kan akıtılır, ayrıca yemek verilirdi. Bu törenlere yoğ deniyordu.
Bizans kaynaklarının kayıtlarına göre, Türkler ateşe de tazim etmekte idiler. Fakat bunun yalnız Göktürkler zamanında ve hatta sadece Batı Göktürk bölümünde görülmesinden anlaşılıyor ki, bu, İran Mazdeizminin (Zerdüştlüğünün) tesiri olup henüz Türkler arasında yayılmış değildi.
Tabiat ruhlarına Göktürk çağında, kitabelerde görüldüğü gibi, Yer-su yir-sublar deniyordu. Bu tabir yer-suv şekliyle Uygurlarda da vardı. Yer-sular kutsal iduk sayılıyorlardı. Kitabelerde yalnız iki yer-sunun adı zikredilmiştir: Idux Ötükan ve Tamıg ıduq baş. Bunlardan ilki, bilindiği gibi kaganlık merkezi (bunun Moğol toprak tanrıçası Atügan ile ilgisi olmamak gerekir, zira Türklerde toprak tanrıçası yoktur, ancak bölge sonraları, Moğollar zamanında böyle itibar edilmiş olabilir), diğeri de kutsal Tamıg (Tamır suyunun) kaynağıdır. Aslî Türk kültüründe bütün yer-sular maddî değil manevî kuvvet olarak tasavvur edildiklerinden, kendileri ile ilgili mitolojiler teşekkül etmemiştir.