XIX. yüzyılın ikinci yansında hâlâ bir Türk Bölgesi olan Makedonya'nın ne siyasî, ne millî, ne dinsel, ne de etnografik bütünlüğü vardı. Bu dönemde, adı geçen bölgede, komşu Balkan devletleri türlü baskı ve propagandalarla Makedonya Slavları'nı eritmeye çalıştılar. Onlar Makedonya'da kendi üstünlüklerini sağlamak için, XIX. yüzyılın ilk yarısında sık sık din ve ırk çatışmaları, şiddet olayları ve isyanlar çıkarttılar. Söz konusu dönemde, bu devletler Makedonya Slavları'nın özel ve kamusal hayatı üstüne bir korku çöktürdüler. Osmanlı Devleti ise Türk olmayan unsurları eğitim, kültür, ekonomik, sosyal ve siyasî hayatta birleştirmeye çalışarak kendi adaletli idaresini sürdürüyordu. Böylesine ayrı, böylesine düşman unsurları yönetip yürütmekteki güçlük çoğu kez bu Devlet'in üstünde kendi etkisini gösteriyordu.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde yaşayan milletlerin, onlar arasında "egemen millet" olan Türkler'in de eğitim, kültür, ekonomik, sosyal ve siyasî hayat şartları aynı veya benzerliydi. "Egemen millet" olarak sayılan Türkler'in durumu azınlıkların durumundan pek farklı değildi. Türk Milleti'nin Osmanlı toplumundaki gerçek durumunu en iyi şekilde büyük fikir adamı ve sosyolog Ziya Gökalp izah etmiştir. Yüzyıllarca aynı gökkubbe altında sürdürdükleri ortak hayatın neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türkler ve Makedonya Slavları arasında iyi ilişkiler kurulmuştu. Bu ilişkiler sonucunda Türkler, Makedonya Slavları'nın hayatında oldukça etkili olmuşlardı. Türkler'in bu etkileri geniş çaplıydı ve Makedonya Slavları'nın hayatındaki her alanda göze çarpıyordu. Türkler'in geniş çaptaki bu etkileri Makedonya Slavları'nın yaşayış tarzlarının âdeta ayrılmaz bir parçası olmuştu. Söz konusu etkiler özellikle dil, edebiyat, folklor, müzik folkloru, mimari ve diğer sahalarda göze çarpıyordu.
Meselâ, Makedonca'da yüzyıllarca 7-8 binden fazla Türkçe kelime kullanılmıştır. Bugün ise bu sayı üç binden fazladır. Söz konusu dönemde Türk Milleti'nin Makedonya Slav halkına karşı tutumu her zaman olduğu gibi oldukça olumluydu. Türkler, Makedonya Slavlarının millî varlığını, bütün nitelik ve değerlerini tanımış ve hattâ çoğu kez onları takdir etmiştir. Bu durumu tarihçi Angel Dinev şu sözlerle izah etmektedir: "Aynı devlette yaşayan Türkler, Makedonlar'ın sosyo-ekonomik, siyasî ve din haklarını tanıyorlardı".
Türkler ve Makedonya Slavları düzensizliğin hâkim olduğu bazı dönemlerde birbirlerine destek oluyorlardı. 1787-1792 yılları arasında yürütülen Türk-Avusturya-Rus Savaşı'ndan sonra Kırcaali'de beliriveren bazı Bulgar ve başka eşkiya çetelerinin saldırılarına karşı Türkler ve Makedonya Slavları birleşerek kendilerini korumuşlardı.
Türk Milleti, çoğu kez Makedonya Slavları'na yardım etmiş ve onları kötü durumlardan kurtarmıştır. Bu iyi ilişkilerin bir örneği olarak Köprülü'de Molla Halil Efendi olayı gösterilebilir.
Köprülü Kaymakamı'nın Hristiyanlar'a yaptığı bazı haksızlıkları, 1879 yılında Köprülü Türkleri'nin tepkisini çekmişti. Onlar, aynı yıl, Hristiyanlar'la beraber karma bir delegasyon kurarak Selanik'te Doğu Rumeli ile ilgili kurulan Avrupa Komisyonu üyesi Fransız Napoleon de Ring'den yardım istemişlerdi. Türkler'e başkanlık eden Molla Halil Efendi, Kaymakam'ın Hristiyan halkına yaptığı haksızlıkları saydıktan sonra Napolen de Ring'e: "Biz Hristiyanlar'la beraber idarecimizin değiştirilmesini istiyoruz... Din ve ırk farkı yapmadan Hristiyan vatandaşlarımızla iyi geçinmek istiyoruz..." demiştir.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türkler, Makedonya Slavları'nın sosyo-ekonomik, eğitim, kültür, sanat vb. alanlarda ilerlemesini takdir etmiş, maddî yardımlarda bulunarak onların güven ve sempatilerini kazanmışlardı. Söz konusu Türkler'den biri İştipli Hacı Salih Efendi'dir. Salih Efendi 1877 yılında İştip'te inşa edilen "Aya Kiril ve Metodiy" İlkokulu'na 10 altın lira bağışlarken şu sözleri de ilâve etmişti: "Ben Hristiyan vatandaşlarım için çok iyi şeyler duymuştum. Fakat bugün gözlerime bile inanamıyorum. Kalbim sevinçten fırlayacak nerdeyse. Sizin böyle bir maneviyata ve parlak bir geleceğe sahip olmanız beni çok sevindirdi".
Üsküp Metropoliti Teodosiy'in, Bulgar Eksarh'ı I. Yosife 4 Ekim 1890 yılında Koçana'dan gönderdiği mektupta Türkler'in Hristiyanlara karşı gösterdikleri olumlu davranışlardan sözetmiştir. Metropolit Teodosiy aynı mektupta 23 Eylül 1890 yılında İştip'te düzenlenen dinî törende ve kendisinin Koçana'ya yaptığı ziyareti sırasında Türkler'in ona ve Hristiyanlara karşı gösterdikleri ilgiden bahsederken "İştip'te olduğu gibi Koçana'da da Türkler Hristiyanlara hoşgörüyle bakıyorlardı. Karma Türk-Hristiyan köylerinden geçtiğimiz sırada, Türk köylüleri de beni karşılamaya çıkmışlardı" sözlerini ilâve etmiştir.
Makedonya'da, Türk-Hristiyan ilişkilerini inceleyen ünlü Sloven etnologu K. Gersin Makedonya ile ilgili hatırlarında şöyle demektedir: "Türk köy halkı Makedonya'da kendini oldukça temiz tutmuş, namusunu korumuş, Kur'an ilkelerine bağlı kalmış, içki düşkünü ve eşkiya olmamış, cinayetler işlememiştir. Cinayetleri işleyenler genellikle yabancılardır..."
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Makedonya Slav halkı kendi "millî" ve dinî bağımsızlığı için Fener Rum Patrikliği, 1870 yılından sonra Bulgar Eksarhlığı ve Sırp siyasî propagandasına karşı mücadele etmiştir. Bu mücadele sırasında Makedonya'nın bazı yerlerinde, Makedonlar ve Türkler, Makedonlar'ın Rum ve Bulgar kilise taraftarlarıyla geçindiklerinden daha iyi geçinmişlerdir. Bu gerçeği Sırp tarihçisi Yovan Hacı Vasiliyeviç: "Pirlepe'de Sırplar'la Türkler, Sırplar'ın Eksarhist ve Patriklik taraftarlarıyla geçindiklerinden daha iyi geçiniyorlardı" sözleriyle dile getirmiştir.
Türk ve Makedon tarih biliminde, Yeni Osmanlılar'la Makedonya Slavları arasında 1865 yılına kadar siyasî veya başka ilişkilerin olup olmadığına dair kesin bilgiler yoktur. Söz konusu dönemde Osmanlı Devleti'nde ıslâhatlar genellikle Avrupa devletlerinin veya Yeni Osmanlılar'ın baskısıyla yapılmıştır. Yapılan ıslâhatların neticeleri bütün Osmanlılar'ın, onlar arasında Makedonya Slavları'nın da sosyo-ekonomik, siyasî, eğitim ve kültürel ilerlemesine yol açmıştır.
Devamı Var
İleri