Safevî müridlerinin üçüncü şeylerinin de savaş meydanında kaybetmeleri maneviyatlarını kırmamış, belki mücadele güçlerini artırmıştı. Bu sebeple vakit geçirmeden İsmail ve İbrahim'i emin bir yerde sakladılar. Müstakbel Safevî devleti kurucusu bu sırada henüz altı yaşını 3-4 ay geçirmiş bulunuyordu (Doğumu: 25 recep 892=17 Temmuz 1487).
İsmail'i Erdebil'in Anadolulular (Rum) mahallesinde oturan Aba yahut Ebe ad veya lakabını taşıyan bir kadın gizliyordu. Aba (Ebe) Dulkadir elinden idi. Fakat Ak-Koyunlu İbe Sultan, Haydar'ın hayatta kalan oğullarını ele geçirmek için şehirde sıkı bir aramaya girişmişti. Bu arama neticesinde şehlerinin oğullarının ele geçeceğini anlayan Şamlu Lala Hüseyin ve Dulkadirli Dede Abdal Beğ ve yine Anadolulu Gök Ali gibi ileri gelen müridler onları Gilan'a kaçırdılar (1493). İsmail, Giran'da altı yıldan fazla (altı yıl bir kaç ay) ve bu zamanın pek çoğunu Lahcihan şehrinde oturmakla geçirdi. Fakat sofular tarafından hiç bir zaman unutulmadı. Hatta çoğu Anadolu ve pek azı Azerbaycan'daki Karaca Dağlı ve Eher'li müritler tarafından nezir ve hediyeler ile ziyaret edildi. Zaman da İsmail'in lehine çalışıyordu. Gerçekten Ak-Koyunlular arasında yeniden başlayan saltanat mücadeleleri kanlı bir şekilde devam ediyordu. Osmanlı sarayında büyümüş olan Uzun Hasan Beğ oğlu Uğurlu Mehmed oğlu Göde Ahmed Beğ, Ak-Koyunlu beğlerinden bazılarının ısrarlı daveti neticesinde İstanbul'dan Azerbaycan'a gelip Rüstem Beğ ile mücadeleye girişmiş, onu mağlup ve katlederek (Temmuz 1497=Kazb) Ak-Koyunlu tahtına geçmişti. Fakat o da çok geçmeden İbe Sultan ile Fars valisi Pürnek Kasım Beğ tarafından Isfahan yörelerinden Hâce Hasan-i Mâzi'de yapılan yapılan bir çarpışmada öldürülmüştü ( Rebiülahir 903= Aralık 1497). İlbe Sultan, Hasan Beğ'in torunlarından Yusuf Beğ oğlu Elvend'i Tebriz'de Ak-Koyunlu tahtına çıkardı (903=1498). Ertesi yıl Yusuf Beğ'in diğer oğlu Muhammedî Aziz Kendi'nde yapılan bir savaşta Elvend'i yendi (Şevval 904= Mayıs-Haziran 1499) ve İbe Sultan da öldürüldü. Bu suretle hânedanın bu son kudretli şahsiyeti de ortadan kalkmış oldu. Fakat Muhammedî, Elvend'in Diyarbakır'dan asker toplayıp tekrar üzerine yürümesi karşısında Sultaniye'ye çekildi. Sonra İsfahan tarafına gitti ve orada Yakup Beğ oğlu Murad ile giriştiği bir muharebede öldürüldü (1500).
Çok geçmeden Elvend Bey ile Sultan Murad Ebher yöresinde karşı karşıya geldiler ise de Baba Hayrullah adlı bir dervişin gayreti sayesinde barış yapıldı. Bu barışa göre iki Irak, Fars ve Kirman'a Murad Beğ tasarruf edecek, Azerbaycan, Errân, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Ak-Koyunlu ülkesi Elvend'in idaresinde kalacak ve Kızıl Özen de sınırı teşkil edecekti (1500). Henüz bu mücadeleler devam ederken İsmail, Gilan'dan ayrıldı
Muntasıf-ı Muharrem 1499 Ağustos ortası. İsmail, bu esnada henüz on iki yaşını bitirmiş bulunuyordu. Mamafih Ak-Koyunlu hükümdarları da ondand daha büyük değillerdi. Bu hükümdarlardan Sultan Murad on yaşındaydı (doğumu: 13 Ramazan 895).
İsmail'in Gilan'dan ayrılması siyasî durumun elverişli olması ile ilgili idi. İsmail, Hazar denizinin batı köşesindeki Deylem ülkesinden Târûm'a geldi. Burada, denildiğine göre İsmail'in başına Anadolulu ve Şamlulardan müteşekkil bin beş yüz mürit toplandı. Fakat muhtelif sebeplerden bu rakamın doğruluğunu kabul etmeye imkân yoktur. Gerçekte İsmail'in yanında yine hepsi veya pek çoğu Anadolulu ve Şamlu, bir kaç yüz müridi vardı. İsmail, Tarum'dan Halhal'a, oradan da Erdebil'e geldi ise de şehrin valisi Cakirlü Sultan Ali Beğ'in ikazı üzerine yollandı ve Hazar denizi kıyısındaki Astara yöresinde, Ercuvan'da kışlamaya gitti.
