Şeyh Cüneydin Anadoludaki Faaliyetleri
Haydar, Erdebil'deki şeyhlik postuna rahatça oturduğu gibi dayısı Hasan Padişah'ın kızı -Alem Şah olarak da tanınan- Halîme Begim ile evlendi ki bu izdivaçtan aralarında Safevî devletinin kurucusu İsmail'in de bulunduğu üç oğlu dünyaya geldi. Anlaşıldığına göre Şeyh Haydar'ın ilk yılları Anadolu'daki teşkilatı geliştirmek ve müritlerin sayısını artırmak faaliyeti ile geçti. Anadolulu müritlerden istidatlı olanlar husûsî bir şekilde yetiştirilerek halife ünvanı ile memleketlerine gönderiliyorlardı. Halifeler orada tarikatı yaymak ve şeyhleri için mal toplamakla görevlendirilmişlerdi. Bunlardan biri de Teke'li Hasan Halife idi ki bu, Osmanlı kaynaklarının tezyif makamında, Şeytan Kulu dedikleri meşhur Şah Kulu'nun babasıdır. Verilmiş olan şu kısa izahattan anlaşıldığı üzere tarikatın başı Azerbaycan'daki Erdebil şehrinde gövdesi de Anadolu'da idi. İran'da tarikatın pek az mensubu vardı ki, bunlar da Erdebillilerden, Karaca Dağ Türklerinden, Talişlerden, Erran'daki Karamanlu ve Kaçar boylarından idiler. Şeyh Haydar zamanında yapılan devamlı ve müessir propagandalar ile Anadolu'daki tarikat mensupları çoğalmış ve bunlar nezir ve hediyeler ile Erdebil'deki şeyhlerini ziyaret etmeye başlamışlardı. Hatta bu kadar zahmet çekip Erdebil'e gidecekleri yerde Medine'ye gidip Hz. Peygamber'in türbesini ziyaret etmelerini tavsiye eden Sünnî komşularına: "biz ölüye değil diriye gideriz" cevabını veriyorlardı. Tarikatın bulunduğu Erdebil şehrinde Anadoluluların oturduğu bir mahalle meydana gelmişti. Çağdaş müverrih Fadlullah b. Ruzbihan'ın sözlerine göre Osmanlı hükümdarı II. Bayezid kuvvetli bir orduya, geniş bir ülkeye sahip olduğu halde Paydar'ın sayısı gittikçe artan müritlerinin karışıklık çıkarmalarından çekiniyordu. Gerçekten tarikatın Anadolu'da bu kadar gelişmesinde Bâyezid'in gevşek idaresinin pek mühim bir rolü olmuştur. Onun aczi yüzünden Anadolu'daki Şiî halk şöyle dursun Sünnîlere bile baskı yapılmakta idi. Hülâsa tarikatın Anadolu'da yayılmasında ve Safevî devletinin kurulmasında II. Bayezid'in büyük sorumluluğu vardır.
Şeyh Haydar, müritlerinin sayısının gittikçe fazlalaşması karşısında arzu etse de hareketsiz kalamazdı. Çünkü adeta Hz. Peygamber'in de üstünde bir inançla bağlanmış olan Anadolu'lu sofular (müridler) şeyhlerinden büyük işler bekliyorlardı. Esasen bu müridler Anadolu'nun yoksul insanlarından idiler. Aralarında "beğ" sınıfında ancak bir kaç kişi vardı. Bu sebeple Şeyh Haydar'ın 891'de (1486) Demirkapı (Derbend) ötesinde Kafkas kavimleri üzerine sefere çıktığında on bin kişilik müridler ordusundaki askerler yoksul giyimli olup bir kısmının atı, bir kısmının da silahı yoktu. Buna rağmen sefer başarı ile neticelendi ve bol ganimet ile dönüldü. Ertesi yıl yapılan sefer de aynı şekilde sonuçlandı. Bu başarılı seferlerin Haydarın ününü artırdığında ve müritlerinin sayısını çoğalttığında şüphe yoktur.
Şeyh Haydar 893 (1488) yılında üçüncü bir sefer için Şirvan'a girdi. Anlaşıldığına göre bu defa asıl hedef Şirvan Şah'ın kendisi idi. Ferruh Yesar, kalabalık ve iyi techiz edilmiş ordusuna rağmen Haydar ile mücadele edemeyeceğini anlayıp bir kaleye kapandı ve güveyisi Ak-Koyunlu Yakup Beğ'den acele acele yardım istedi.
Haydar'a gelince müritlerinin fedâkârlığın güvenen Erdebil şeyhi, son derecede cüretkâr bir karar ile dayısının oğlunun, Biçen oğlu Süleyman Bey kumandasında gönderdiği orduya karşı savaşmakta tereddüt etmedi. Sofular gerçekten yiğitliğin hakkını verdiler ise de, şeyhlerinin bir okla vurulup ölmesinden dolayı yenildiler (Şaban 893=Temmuz-Ağustos 1488).
Fakat bu ikinci büyük felakete rağmen onlar dağılmayarak bu sefer de Haydar'ın oğullarından Sultan Ali'nin etrafında toplandılar. Bunu gören Yakup Beğ tehlikeyi anlayarak üç yeğenini (Ali, İsmail, İbrahim) anaları ile birlikte Fars'daki İstahr kalesine hapsetti. Onlar burada dört buçuk yıl kaldılar. Bu müddet esnasında Sultan Yakup ölmüş, Ak-Koyunlu hânedanı arasında, devletlerinin yıkılmasına sebep olan saltanat mücadeleleri başlatmıştı. 1492 yılında tahtı ele geçiren Uzun Hasan Beğ'in torunlarından Rüstem Beğ (Maksud Bey oğlu) Yakup Bey oğlu Bay Sungur'a karşı müritlerinden faydalanmak için, Sultan Ali ve kardeşlerini hapisten çıkarttı. Bay Sungur bertaraf edildi ise de (Şevvalin sonunda 898= 13 Ağustos 1493) yerini daha büyük bir tehlike teşkil eden Sultan Ali aldı. Mamafih Rüstem yine hanedana mensup olan mâhir kumandanı İbe Sultan sayesinde genç Safevî şeyhini de fazla bir güçlük çekmeden, Bay Sungur gibi aynı akıbete uğrattı (898 yılı sonları= Eylül 1493).
Son
Menüye Dön