Tanzimat

XX. asır başlarken, Büyük Devletler, ehemmiyet sıralarına göre İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Birleşik Amerika, Avusturya, Türkiye, Japonya, İtalya ve Çin'den ibaretti. İspanya, 1898'de büyük devletler arasından çıkmıştı. 1875 ile 1900 arasında İngiltere 303 milyondan 366 milyona, Fransa 45 milyondan 76 milyona, Türkiye 64 milyondan 57 milyona, Japonya 33 milyondan 56 milyona, İtalya 27 milyondan 33 milyona, Çin 430 milyondan 348 milyona, İspanya 25 milyondan 19 milyona geçmişti. 1875'te aşağı yukarı 1.326.000.000 olan dünya nüfusu 1900'de 1.491.000.000'a yükselmişti. Bu nüfus içinde Büyük Devletler 1.108.000.000'dan 1.282.000.000'a, diğer devletler ise 189 milyondan 209 milyona geçmişti. 1900'de İngiltere'de 100.000'in üzerinde nüfuslu şehir sayısı 69, Birleşik Amerika'da 37, Almanya'da 29, Çin'de 24, Rusya'da 23, Fransa'da 18, Türkiye'de 11, İtalya'da 11, Japonya'da 9, Avusturya'da 8, İspanya'da 8, diğer devletlerde 41 idi. 1875'te dünya nüfusu milyonu geçen şehir sayısı 8 iken 1900'de 17, yarım milyon bir milyon arasındakiler 14 iken 30, yüz binle yarım milyon arasındakiler 169 iken 241 idi. 1875'te 100.000'den fazla nüfuslu bütün büyük şehirlerin sayısı 191 iken bu rakam 1900'de 288'i bulmuştu. Bu çeyrek asır içinde bilhassa Avrupa şehirlerindeki - sanayileşmeden doğan- nüfus artışı, görülmemiş derecede yüksek olmuş, 1900'de bu artış artık eski hızını kaybetmeye başlamıştır.

1900'de dünyanın en nüfuslu şehirleri şöyle idi : Londra 6,1; New York 4,5; Paris 4,1; Berlin 2,4; Chicago 1,7; Viyana 1,7; Philadelphia 1,5; Tokyo 1,4; Petersburg (Leningrad) 1,4; Essen 1,3; Kalküta 1,3; Moskova 1,1; Manchester 1,1; Glavgow, 1; Pekin 1; Hamburg 1 milyon. Türkiye'nin İstanbul'dan sonra gelen şehirleri şunlardı : Kahire 684.000, İskenderiye 352.000, İzmir 221.000, Bağdat 160.000, Şam 154.000, Halep 140.000, Beyrut 131.000, Selanik 116.000, Edirne 100.000.

İstibdat Devri denen II. Abdülhamit'in şahsi idaresi 30 yıl, 5 ay, 6 gündür: Bir irade-i seniyye ile Meclis-i Meb'usan'ı süresiz tatili ile Meşrutiyet'i 2. defa ilan etmesi arasındaki müddet. Bilhassa son yıllarda istibdad rejimi, dejenere olmuştu. Padişahın "hafiyye" denen ajanlarının faaliyetleri, imparatorluğu tam bir polis devleti haline getirmiş vicdanları sızlatan, çok deva da gülünç olaylara zemin hazırlayan bir mahiyet kazandırmıştı. Rejime karşı olanların - bol maaşla olmakla beraber - imparatorluğun yakın uzak yerlerine küçük bir emirle sürülüvermesi de büyük şikayetler yaratıyordu. Bu sürgün yerlerinden en dehşetlisi Güney Libya'daki Fizan idi. Basına ve kitaplara konan sansür, çığırından çıkmıştı. XX asır şartları içinde - Avrupa'nın çok büyük bir kısmı için bile - tabii olan böyle bir rejim, XX. Asırda devamı mümkün olmayan bir idare idi. 1905'te Rusya'da, 1907'de İran'da meşrutiyetin ihtilal yoluyla ilanından sonra Türkiye'nin durumu da sarsıldı. Gerçi Türkiye'de o ülkelerdeki ihtilallere sebep olan unsurlar yoktu. Fakat padişahın meşrutiyeti ilanda geç kalması, karışıklığa sebep oldu.

II. Meşrutiyet gerçekte, III. Ordu'nun genç subayları ile hükümdarın kan dökmeden çekinmesinin neticesidir. İstibdad rejimi Türkiye'de kansızdı. Hayat fevkalade ucuzdu. Fakat maaşların iki ayda bir verilmesi, memur, bilhassa subay zümresinde büyük nefret uyandırmıştı. Sarayın her işe karışması, hükümetin nüfuzunun gittikçe kısılması, orta derecede saray adamlarının nazırlardan fazla nüfuz edinmeleri, rejimin iyice dejenere olduğunu herkese gösteriyordu. Gerçi bu yıllarda demokrasi, yalnız birkaç devletin tatbik ettiği bir rejimdi (Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İsviçre, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, Danimarka). Diğer devletlerde meclisler varsa da, yönetim, gerçekte parlamenter değildi. Mesela 1918'e kadar Almanya'da meclislerin bütün üyeleri aleyhte rey verseler, hükümeti düşüremezlerdi; devleti kayzer (imparator) ile onun seçtiği şansölye (federal başbakan) ortaklaşa yönetirlerdi. Bu durumu bilmeden veya bilmezlikten gelerek Sultan Hamid rejimi hakkında müfrit tenkitlerde bulunmak, tarihi gerçeklere aykırı olur.

Devamı Var

İleri