Dargin (Dargi)ler
Kafkasya ve buna paralel olarak Dağıstan'ın ekonomik ve ticari açıdan tarihte yaşadığı en parlak dönem Abbasiler egemenliğinde geçmiştir. Nitekim Kafkasya'daki kervan yolları hakkındaki en mükemmel tasvirleri Arap yazarlarında bulmak mümkün olmaktadır. Hazar sahilini izleyen Arap tüccarları Hazar Devleti'ne ait şehirlerin bulunduğu Volga sahillerine, Karadeniz ve Baltık Denizi'ne, hatta İskandinavya'ya kadar varmakta idiler. Bugün İskandinavya'da Baltık sahillerinde bulunan bol miktarda İslâmî sikke bu ticaretin yoğunluğunu göstermektedir. yolları kullanarak, Kafkasya kendi mamullerini de kuzeyde sözü geçen ülkelere, güneyde de Küçük Asya'ya, Irak ve İran'a sevkediyordu. Başlıca ihraç mallarının o zamanlar bakır ile tunç ve bu madenlerden mamul ev eşyaları ve harp malzemeleri teşkil etmiş olması muhtemeldir. Kafkasya'dan çıkarıldığı uzun zamandan beri bilinen altın ve gümüşün 'de ihraç edildiği kaydedilmektedir. Komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıklar veya doğrudan bir düşman istilası halinde ya ticaret yollarının istikameti değişir veya belirli bir süre ilişkiler kesilirdi. Barışın başlaması veya statükonun düzelmesi halinde, kesilmiş olan ticari münasebetler tekrar başlar ve Kafkasya'nın eski ticari önemi yeniden canlanırdı.
Ne Kafkasya'ya komşu olmuş tarihte silinmez izler bırakmış büyük imparatorlukların doğuş ve çöküşleri ne de yeni deniz yolllarının keşfi Kafkasya'nın ticari önemini azaltabilmiştir. Ancak kuzeye ve doğuya giden ticaret yollarının ticari bir geçmişi olmayan Moskova'nın eline geçmesi ile durum değişmiştir. Kafkasya'nın esaretiyle biten 300 yıllık savaşlarla Kafkasya'nın ticari hayatı tarihteki bu fonksiyonunu kaybetmiştir.
Önemli bir Turan Devleti olan Müslüman Türk-Moğol Altın Orda İmparatorluğu 1502'de dağılmış ve bu imparatorluğun son kalıntıları olan Kazan ve Astrahan Hanlıkları'da, Altın Orda' nın bağrında büyüyen Moskova tarafından sırasıyla 1552 ve 1556 yıllarında ortadan kaldırılmıştı. Böylece Kafkasya ve Türkistan istikametinde önünde bir engel kalmayan Moskova, daha 1594 ılında Gaziyurt'a, 1604 yılında da Dağıstan'nın önemli merkezlerinden olan Tarki üzerine yürümek suretiyle, Kafkasya ülkelerini askeri güçle ele geçirmenin ilk denemelerini yapmıştı.
Bu ve bundan sonraki teşebbüslerinde defalarca hezimete uğramalarına rağmen Ruslar, emelleri uğrunda mücadele etmekten yılmamış ve yaklaşık üç asır sürecek bir mücadeleden sonra bölgeyi kesin olarak hakimiyetleri altına almışlardır. Bu üç asırlık mücadele sonunda bağımsızlığını kaybeden Kafkasya'nın dünya ticaretindeki rolü de sona ermiştir. Bu dönemde Moskova, Kafkasya'nın diğer milletlerle olan bağlarını kesmek için her şeyi yapmıştır. XVIII. Yüzyılın başlarında Volga'dan Dinyeper ırmağına uzanan kaleler zinciri Kafkasya'nın doğuya giden ticaret yolunu ele geçirmeye başlamıştır. XIX. yüzyılın ilk çeyreği içinde ise Rusya, Kafkasya'nın Hazar ve Karadeniz sahilleri ile Gürcistan ve Azerbaycan'ın önemli kısımlarını istilâ etmiş, bu suretle Kafkasya'nın yalnız transit önemini değil, bu ülkenin dünya ülkeleriyle yaptığı mal mübadelelerindeki rolünü de ortadan kaldırmıştır. Tarihte hiç görülmemiş bir şekilde dünyaya kapanan ve sınırlarına demir perdeler çeken Sovyet Sistemi ise, Kafkasya'yı sıradan bir toprak parçası ve Sovyetler'in hammadde deposu haline getirmekten başka bir şey yapmamıştır.
Dağıstan, Kafkaslar'ın orijinal özelliklerini en çok yansıtan ve bu özellikleri ile dünyaya kendisini tanıtan bir ülkedir. Türkçe Dağ Ülkesi veya Dağlık Ülke anlamına gelen Dağıstan, Doğu Kafkasya'da Hazar denizinin batı sahilinde yerleşmiş bulunmaktadır. Coğrafi bakımdan Dağıstan, Kafkas ve Andi sıradağları, Sulak ve Samur nehirleri ile Hazar denizi arasında kalan, sahil boyunca uzanan 15-25 kilometre genişliğindeki düzlük dışında, ortalama 3 bin metre yüksekliğinde dağlık bir bölgedir. Sovyetler döneminde Hasavyurt, Kızlar ve Acıgöl bölgelerinin dahil edilmesiyle Dağıstan bugünkü şeklini kazanmıştır.
XVIII. yüzyılın sonlarında Rus işgaline uğrayan Dağıstan'da başta Çeçenler olmak üzere diğer Kafkas kavimleri ile birlikte, kısa bir müddet sonra Ruslar'a karşı büyük bir direniş ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 60 yıl süren ve bütün dünyanın çok yakından ve ilgiyle takip ettiği bir mücadeleden sonra, bütün Kafkasya ile birlikte Dağıstan 'da Ruslar'ın eline geçmiştir. Kafkasyalılar'ın hürriyet ve vatanlarını savunma konusunda gösterdiği kahramanlık ve akıl almaz fedakârlıklar, özellikle Avrupalılar'ın dikkatlerini çektiğinden Kafkasya, XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren Batılı araştırmacı ve yazarların cazip bir ilgi alanı haline gelmiştir. Tarihçi Dulaurier'e göre, Kafkasyalılar'ın ısrarlı vatan savunmaları bütün Orta Doğu ülkelerini Rus akınlarına karşı korumuştur. 1677'den 1918'e kadar geçen 241 yılda Rusya'nın Türkiye'ye 13 defa harp açtığı, bu harplerin 50 yıl tuttuğu, ortalama her 18 yılda bir Türk-Rus harbi meydana geldiği, bir defasında da Ruslar'ın 1829 yılında batıdan Edirne'ye, doğudan Erzurum'a kadar geldikleri dikkate alınırsa; bu sıralarda şiddetlenen Kafkas direnişinin, güneye yönelen Ruslar için ne büyük bir engel oluşturduğu daha kolay anlaşılabilir. Nitekim Kafkas meselesini halleden Ruslar, bundan sonra tüm Orta Asya Türk topraklarını koşar adımlarla ele geçirmişlerdir.
Dağıstan kabileleri bir çok yönlerden birbirlerinden ayrılırken, karakteristik bir takım ortak noktaları da bulunmaktadır. Kültür bakımından oldukça gelişmiş, sabırlı, zeki, marifetli, bir bakışta karşısındakini okuyarak bir kelimeyle onun hakkında karar verme yeteneğine sahip, onurlarına çok düşkün ve son derece dinlerine bağlıdırlar. Yeme ve içmelerinde itidalli, az uyuyan, yorgunluğa dayanıklı, aşırı denebilecek derecede cesur bu insanlar, atiklik ve atılganlıkta emsalsizlerdir . Çok inatçı ve gerektiğinde çok daha şiddetli ve korkunç bir kavga verirler. Ancak Rus kültürünün etkisi altında bugün alkolizm ağına düşmüş olanalarda vardır.
Devamı Var
İleri