Malazgirt Meydan Muharebesi

Bizans, yaklaşan tehlikenin pek farkında değil gibi idi. İmparator Konstantinos Dukas'ın ölümüyle (1067), onun üç oğlu adına, yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zamanında Doğu-Roma dahilî karışıklıklar içinde bulunuyordu: Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan imparatorlukta ordu iyice ihmale uğramış, bilhassa eyâletlerdeki ve bu arada Anadolu'daki askerî birlikler yiyeceksiz ve parasız bırakılmıştı. Bunlar kendi ülkelerini yağmalıyorlar, halkı soyuyorlardı. 1067'de Malatya'ya kadar gelen Afşin idaresindeki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kayseri'ye akınına engel olamamışlar; Kilikya taraflarında dolaşan Türkmenler'i püskürtmek üzere gönderilen general Nikephoros Botaniates kuvvetleri, muharebe etmeden, dağılmışlardı. Türk baskısının artması imparatoriçeyi idarenin başına bir erkeği getirmeğe mecbur etti. Ve o asîl bir âileden olup, Sardika (Sofya) dukalığı zamanında Peçenekler'e karşı başarılar kazanan Romanos Diogenes'i, hükûmet darbesi teşebbüsünden suçlu bulmasına rağmen, kendisine koca seçti; böylece Diogenes 1 Ocak 1068'de imparator ilân edildi.

Diogenes cesareti, atılganlığı, askerî kabiliyeti; ölen imparatorun kardeşi Caesar Ioannes Dakas ile birlikte, Dakas'ın taçtan mahrum bırakılan oğullarının taratarı feylesof Mikhael Psellos dışında bütün Bizans tarihçileri tarafından belirtilmektedir. Fakat yine aynı kaynaklara göre, Romanos mağrur, kendine güveni fazla, dalkavukluktan hoşlanan bir adamdı. Memleketini barışta kavuşturmayı birinci vazife sayan yeni imparator, tahta çıkışından iki ay kadar sonra, Mart 1068'de Franklar'dan, Uzlar'dan, Makedonyalılar'dan acele topladığı ordu ile sefere çıktı. Maliyenin bozukluğu dolayısiyle askerleri erzaksız ve silâhsızdı. Fakat uzun zamandan beri ilk defa ordunun başında bir imparatorun bulunuşu kayda değer bir hâdise teşkil ediyordu.

Diogenes bu seferinde Kayseri-Sivas-Divriği-Toroslar-Haleb yolunu tâkiben güneye inmiş, Menbic'i zaptetmiş ve kış aylarında İstanbul'a dönüşünde büyük törenle karşılanmıştı.

Ancak imparator bu dolaşma esnasında ne Niksar'ın Türkler tarafından tahrip edilmesini, ne de onların Ahlat üssünden hareketle tâ Eskişehir yakınlarında Amorion'a kadar sokularak, bu meşhur şehri yağmalamalarını önleyememişti. Diogenes ertesi yıl, 1069'daki, ikinci seferinde Kayseri, Palu ve Sivas bölgelerinde harekâtta bulunmuş, fakat aldığı esirleri öldürten imparatorun önünden muntazaman gerileyen Türkmenler'e karşı herhangi bir başarı elde edemeden başkentine dönmüştü.

Nitekim bu sene, Bizans orduları Anadolu'da iken, bir akıncı grup Kayseri'yi yağmaladığı gibi, diğer müfrezeler de, general rütbesi ile Malatya kumandanlığına tâyin edilen Ermeni Philaretos'u kaçarak imparatora sığınmaya mecbur etmiş, başka Türkmen akıncıları da memleketin ortasındaki "Anatolik" eyâletinin merkezi zengin ve nüfusça kalabalık Konya'yı tahrip etmişler ve Kilikya geçitleri Kataturias tarafından tutulmasına rağmen, güney yolu ile Haleb'e ulaşmağa muvaffak olmuşlardı.

Devamı var

İleri