Felsefe ve İlim

Neticede sûfîlik bir dinî-fikrî hamle olmaktan çıkarak, istikbalin keşfi, "esrar perdesi"nin kaldırılması ve kehanet gibi akıl-dışı bir takım tatbikata sahne hâline gelmiş ve artık her şeyh ve dervişten kerametler beklenir olmuştur. Bu durum da müsbet düşünme melekesinden mahrum bıraktığı, aynı zamanda makbûl dinî terbiyesini yozlaştırdığı kütleleri ilim zihniyetinden ve hakikatlerden uzaklaştırmış, ayrıca dinî bilgileri de gittikçe kalıplaştıran medrese ile dergâh (tarikât ocağı) arasında sürüp giden kavgalar da, önceki asırların aklî düşünce ve ilim hayatını âdeta tüketmiştir.

Bu itibarla İslâm-Türk devletleri tarihinde müsbet ilim konusunu iki devrede ele almak icab etmektedir. 12. asır ortalarına kadar olan ilk devrede, felsefede görüldüğü gibi, dünyaya rehberlik edecek bir kudret gösteren ilim, daha sonra silinip gitmiş gibidir.

Türk-İslâm topluluklarında müsbet ilim yine Fârâbî ile başlar. İhsâ'ül-ulûm adlı kitabı ile ilimleri ilk tasnif eden Fârâbî'nin bu eserin lâtince tercümesi, aynı mevzuda Gundisallinus (ölm. 1157)un kitabına esas olmuştu. Fârâbî ayrıca Eukliedes'in geometrisini de şerh etmişti. Diğer ilim adamlarından, trigonometrinin kurucularından sayılan, Türk asıllı, Abdullah al-Bârânî (ölm. 929) ile matematik ilminin doğudaki başlıca temsilcilerinden olan, Kitab'ül-Cebr ve'l-Mukabele yazarı, İbn Türk'ül- Cîlî'yi burada zikretmek lâzımdır. Matematik bilginlerinden biri Harezm'li Abu Reyhan'ül-Bîrûnî (ölm. 1051)dir.

Gazne Türk sarayında yaşayan ve Sultan Mahmûd'un yanında Hint seferlerine katılan, ihtimâl Türk asıllı, el-Bîrûnî'nin, eserlerinde "Âyet"lerle Yunan filozoflarının sözlerini bir arada zikretmesi dikkate değer. Ona göre, ilmin ilerlemesi için, serbest düşünebilmek şarttır ve "İnsanların düşünüş ve inanışları başka başkadır. Mâmuriyet(medeniyet) de bu çeşitlilikten doğar". Açık zihniyeti ile çağdaş bir ilim adamı hüviyetinde beliren el-Bîrûnî çeşitli bilgi dallarında 110'dan fazla eser yazmıştır. İstahraç'ül-Avtar fi'd-Dâire adlı eserinde çember yayları ve kirişler hakkında yeni teoremler koymuş, Tasdik'us-Suver'inde geometrik iz-düşüm usullerini incelemiştir.

Geometrinin sadece pergel ve cedvel kullanmak suretiyle halli mümkün olmayan bir klâsik meselesi üzerindeki buluşları hâlen de "Bîrûnî Problemleri" diye anılmaktadır. Tahdid Nihayet'il-Emâkin adlı kitabı, ise matematik coğrafyanın incelenmesine dairdir ve bazı trigonometrik meseleler de burada açıklanmıştır. El-Bîrûnî, "Dünya tarihinin Arkhimedes, Leonardo ve Leibniz tipindeki ilmî ve entelektüel dâhîlerinden" kabul edilmektedir.

Astronomide yıldızlardan geleceğe ait hükümler çıkarmak gayretlerinin (ilm-i Nücum) yersizliğini açıklayan Fârâbî'ye göre, gök yüzü varlık ve hâdiselerinden insanların âkıbetlerini keşfetmek mümkün değildir: arz ile güneş arasına ay'ın girmesi ile vâki olan güneş tutulması gibi bir gök hâdisesi'nin yeryüzünde meselâ bir hükümdarın ölmesi ile münasebetine inanmak "acab al-acaib"(saçmaların saçması) bir şeydir. Fârâbî'ye göre, her hâdisenin bir sebebi vardır: "Tesadüfler bizim sebebini bilmediğimiz hâdiselerdir".

İbn Sînâ Hemedan rasathanesinde çalışmış el-Bîrûnî ise, Tarih'ül-Hint'inde arzın bir yılda güneş etrafından döndüğünden bahsetmiş, El-Kanun'ul-Mes'ûdî (Gazneli Sultanı I. Mes'ûd adına yazılmıştır)'sinde enlem ve boylamlar üzerinde durmuş, arsın boyutlarını, Gazne-İskenderiye arasındaki enlem ve boylam dairelerini tesbit etmiştir. Dokunduğu her madenî altuna çevirdiği iddia olunan "Filozof taşı"na ve hayatı uzatan veya ebedîleştiren "İksir"e inanmadığını, bunların birer hayal olduğunu belirten İbn Sînâ'dan sonra, yine el-Bîrûnî El-Cemahir Fi Ma'rifet'il-Cevahir adlı eserinde ilk defa özgül ağırlık hususunda mühim neticelere varmış, icad ettiği bir piknometre ile 16 maddenin özgül ağırlığını hakikate çok yakın şekilde ölçmüştür.

Devamı Var

İleri