Sünnîlik-Şiîlik

Fâtimîler'i doğu'dan el çektiren Selçuklular'ın başarısı, tabiatiyle sünnîliğin de zaferi olmuş ve artık Selçuklu idarecileri islâm dünyasını sünnîlik bayrağı altında birleştirmeyi başlıca gayelerinden saymışlardır. Tuğrul Bey'den sonra Sultan Alp Arslan, bir yandan mekke ve Medine'de kendi ve El-Kaaim adına hutbe okutur, Bağdad'da ve diğer mühim merkezlerde kurdurduğu Nizâmiye medreseleri yolu ile bilgi ve düşünce yönünden sünnîliği kuvvetlendirirken, bir yandan da Fâtimîler'i yıkmağa hazırlanıyordu. Suriye'deki Türkmen birliklerinin ileri harekâta devamlarını emretmiş olan Sultan melikşah ise, yine Fâtimî propagandası ile desteklenerek, "Dâvet-i cedîde" sloganı altında yürütülen Batınîlik'in başı olup Kazvîn civarındaki kayalıklarda meşhur Alamut(Kartal Yuvası) kalesini ele geçirerek, o bölgede korkunç bir yer altı faaliyeti ile Selçuklu İmparatorluğu'nu içinden çökertmeğe çalışan Hasan Sabbâh ile şiddetli mücadeleye atılmış ve son günlerinde Mısır'ın zaptını planlamıştı. Türk-İslâm hâkimiyeti için bu derecede hayatî ehemmiyet taşıyan şiîliğini ve taraftarları bir katiller şebekesinden ibaret bulunan Batınîliğin yok edilmesine yönelen bu Selçuklu siyaseti, düşünce, teşkilât ve siyasî gaye bakımlarından bu Türk imparatorluğunun devamı durumundaki Eyyûbîler tarafından tâkip edilerek başarıya ulaştırılmış ve Salâh-üd-dîn Eyyûbî Fâtımîler'i yıkarak(1171) kendi sünnî devletini kurmuştur.

Mısır Türk Devleti sultanları da aynı izde yürümüşlerdir. Batınîliğin kollarından İsmâilî'likle mücadele eden Aybeg ve Kutuz'dan sonra, Bağdad Abbâsî halifesinin 1258'de Hülâgû tarafından öldürülmesi üzerine, aynı âileden El-Musta'sım billâh'ı Kahire'de halife ilân eden(1261) Sultan Baybars ile âdeta resmiyet kazanan bu siyaset, Osmanlılar'ın sonuna kadar devam etmiştir. Aynı siyasetin diğer Selçuklu devletleri, Harezmşahlar, Delhi Sultanlığı, Türkmen Beylikleri ve Atabeylikler tarafından da yürütüldüğü mâlumdur.

Atabeyler arasında Beğteginlilerden Gök-börü bu yönden dikkat çekici bir gayret sarfetmiştir. Erbil'de bir çok dinî ve sosyal müesseseler kuran, kendisi de sayılı mücahidlerden olan bu atabey, peygamberimizin doğumunu müslümanlar arasında tam kaynaşma sağlayacak şekilde halk kütlelerinin katıldığı umumî şenlik olarak kutlama usulünü ilk defa ülkesinde tatbik etmiştir ki, bu tarz mevlîd törenleri sonra bütün İslâm memleketlerinde âdet hâline gelmiştir.

Son

Menüye Dön