Bölüm 4

Moğollar karşısında başarısızlık Deşti Kıpçak'ta da görüldü. 13. asır başlarından itibaren Rusların adeta yardımcısı durumuna giren Kumanların Kırım çevresindeki zümreleri, Karadeniz'in büyük ticaret limanı Suğdak ile dolaylarını Anadolu Selçuklularına terk etmeğe mecbur kalmakla (1226) iktisadî yönden uğradıkları sarsıntıyı gideremediler. Daha 1223'de, Cebe ile Subatay kumandasındaki iki Moğol tümenine Ruslarla birlikte mağlüp olan Kuman-Kıpçaklar (Kalka savaçı), Cengiz'in torunu Batu idaresinde, Deşt-i Kıpçak içlerine ilerleyerek İtil Bulgaryası'nı çiğneyip geçtikten sonra, bir anda Rus knezlerinin askerî güçlerini perişan eden Moğol ordusu karşısında tutunamadılar.

Don-Donetz havzasında başbuğ Köten kumandasındaki kuvvetler dağıldı (1239) ve başbuğ, kurtulabilenlerle Macaristan'a iltica etti. Kuman-Kıpçakların kalabalık bir kısmı da İtil Bulgaryası'na gitti ve ora da adeta nüfus çoğunluğu kazanarak Kıpçak Türkçesinin, Bulgar lehçesi yerine, umumîleşmesine yol açtı. Bütün Kıpçak Bozkırı Moğol istilasına uğrayıp Altun-Ordu devleti kurulduktan (1256) sonra, "Deşt-i Kıpçak" tabiri daha uzun müddet kullanılmakla beraber, Kuman-Kıpçakların artık hiçbir rolü kalmamıştır.

Kuman-Kıpçaklar, o sıralarda, Mısır'da varlıklarını daha iyi ortaya koymuşlardır. 13. yüzyıl başlarından itibaren dağınıklıktan ve gittikçe daralan imkânlar yüzünden hayat şartlarının zorlaştığını gördüğümüz Kuman-Kıpçaklar, bilhassa kıtlık ve hayvan hastalıklannın zuhur ettiği yıllarda Kıpçak Bozkırında İslavlar dolayısiyle eski tarihlerden beri devam edegelen bir geleneğe uyarak, sıhhatli, gürbüz çocuklarını para karşılığında başka ve daha müreffeh ülkelere göndermeğe başlamışlardı. Mısır'da Eyyübî devleti askerî gücünü yabancılardan sağlamak durumunda olduğundan, Deşt-Kıpçak'tan ve Kafkaslar'dan getirilen Kıpçak, Oğuz, Çerkes gençlerini sevinçle kabul ediyor ve onları hususî kışlalarda eğitiyordu. İşte bu sırada Mısır'a hayli Kuman-Kıpçak delikanlısının gelerek orduda vazife aldığı görülmektedir.

Nihayet İzzüddin Ay-beg'in 1250'de Eyyübîler yerine sultan ilan edilmesi ile kurulan Mısır "Türk Devleti" kısa zamanda Kuman-Kıpçak unsurunun eline geçti. Bunlardan ihtimal Kıpçak olan Sultan Kotuz'dan sonra, Sultan Baybars hem kudretli bir asker, hem yüksek devlet adamı bir Kıpçak Türkü olarak kendini gösterdi (1260-1277). İslam hilafetini ihya et mek, Moğolları Suriye'den uzaklaştırmak gibi icraatı ile zamanın seçkin bir hükümdarı oldu. Yerine geçen Sultan Kalavun (1279-1290) 801 da bir Kıpçak idi.

O da Moğol-Ermeni-Frank birleşik ordularını yenilgilere uğratan "En büyük İslam hükümdarı" olarak, anayurdu ile bağlantıyı devam ettirmiş, Altun-Ordu ile dostane münasebetlerde bulunmuş - ve Mısır-Türk devletinde ilk hükümdar sülalesinin kurucusu olmuştur. Evlatları, iktidar Çerkes Kölemenlerine geçinceye kadar, devleti idare etmişlerdir (1290-1382). Bu devir içinde devlet "Türk Devleti" (Ed-Devletü't-Türkiya veya Devletü'l-Etrak) diye anılmış. Mısır ve Suriye "Türkiye" adını almıştır. Çoğunluğu Arapça konuşan yerli halkın dışında kalanlar için umumî dil Türkçe ve kültür Türk kültürü idi ki, Çerkes idaresi devresinde de durum böyle devam ederken ülke Osmanlı Türklerine intikal etmiştir (1517).

Hindistan'da Delhi Türk sultanlığında 2. hükümdar ailesinin kurucusu olup, daha ziyade Uluğ Han diye anılan Sultan Balaban (1266-1286) da, gençliğinde Delhi'ye giderek devlet hizmeti almış Kıpçak büyüklerinden idi.

SON

Başa Dön