Hunlar artık eskisi gibi değil idiler. Akınlar durmuş, imparatorluğun zengin kısımlarının yavaş yavaş düşman istilasına uğraması ile devlet geliri azalmaya başlamış, o zamanlara kadar Çinden vergi ve hediye olarak sağlanan mali destek kesilmişti. İç huzursuzluk, idarecilerle başbuğların arasını açmağa yönelen düşman propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Nihayet Çin, hanedan azasından bazılarını kendine çekmeye muvaffak oldu, bu da prensler arasındaki anlaşmazlığı şiddetlendirdi.
Çinin teşvik ve yardımı ile Tan-hu olan Ho-han-ye, kardeşi Çi-çi tarafından tanınmadı (M.Ö. 58). Ho-han-yenin Çine tabi olma teklifi, Hun danışma kurulunda (devlet meclisi) ağır münakaşalardan sonra reddedildi, fakat Tan-hunun iktisadî darlığı gidermek gibi kendince makul sebeplere dayalı fikrinde ısrarı Hunları ikiye ayırdı. Ho-han-ye Çin himayesini kabul edip halkının bır kısmını Ordosa gönderirken, tabiiyeti şerefsizlik sayan Çi-çi kendine bağlı kütlelerle birlikte memleketi terk ederek batıya doğru çekildi (M.Ö.54).
Bir yandan Çin ile uğraşarak, bir yandan da yolu üzerinde, Tarbagatay, Yedi-su havalisindeki Ogur (O-kut)ların İrtiş kaynaklarındaki Tin-linglerin, Isık Göl yanındaki Vu-sunların mukavemetlerini kırarak geldiği Çu-Talas ırmakları düzlüğünde müstakil devlet kurdu. Fakat bu Orta Asya Hun devleti çok sürmedi, Batıya Hun yürüyüşünü adım adım takip eden Çin ordularından başka, adları geçen Türk boyları da yeni devlete karşı idiler.
Henüz yerleşmemiş, savaş gücü zayıf Hunlar aleyhine birleşmişler ve Çine destek olmuşlardı. Dört taraftan hücuma uğrayan Hun Devletinin, Çi-çi tarafından yeni inşa ettirilip, sur ile çevrilen başkenti, 70 bin kişilik hasım orduları tarafından kuşatıldı ve yıkıldı .
Cihanda eşi görülmemiş bir müdafaa yapılmış, kanlı sokak muharebeleri cereyan etmiş, Tan-hunun ikametgahında oda oda savaşılmış ve Çi-çi dahil, sarayda bulunan kadın-erkek 1518 kişinin hepsi, Başkentlerinin her köşe başında adım adım vuruşarak Türklük uğruna, devletleri uğruna hayatlarını feda etmişlerdi.
